Fosil yakıt yatırımlarından çekilme taahhüdü vermek, iklim lehine atılmış çok güçlü bir adım gibi görünebilir. Buradaki mantık basit: Fosil yakıt yatırımlarını elden çıkarmak, bu alandaki şirketlerin sermaye kaynaklarını kurutacak ve faaliyet göstermelerini zorlaştıracak. Nihayetinde bu geri çekilme sektörün çöküşünü hızlandıracak ve yenilenebilir enerji çalışmalarının önünü açacak. Yani şirketler fosil yakıt yatırımlarından paralarını çekerek daha sürdürülebilir bir dünya için somut bir adım attıklarını kanıtlayabilecek.
Ne var ki kağıt üzerinde harika görünen bu plan, uygulamada genellikle yetersiz kalıyor. Yatırımlardan çekilmenin çok temel bir sorunu var: Bir varlığı satabilmeniz için birinin onu satın alması gerekir. Başka bir deyişle, siz çekilirken bir başkası bu alana yatırım yapmış olur. Sonuç olarak yatırımı elden çıkarmak, fosil yakıt varlıklarına yeni bir soluk getirebilir. Yani tam da hedeflenenin tersi bir sonuç doğurabilir.
Peki iklimi önemseyen bir şirket ne yapmalı?
Yatırımlardan çekilmek işe yarayabilir ancak bunun daha kapsamlı bir stratejinin parçası olması şart. Bu yaklaşımı, eski bir arabayı artık hurdaya çıkana kadar kullanmak gibi düşünebilirsiniz. Yeni bir araba satın almak yollara fazladan bir araç ekler. Eski aracı artık kullanılamaz hâle gelene kadar sürmek ise bu etkiyi geciktirir. Şirketler sadece kamuoyuna mesaj vermekle kalmayıp somut bir etki yaratmak istiyorlarsa, fosil yakıt yatırımlarını yeniden üretken hâle getirmeye çalışacak birine devretmek yerine aşamalı olarak devreden çıkarmayı planlamalı. İşte bunun yolları.
Yatırımlardan Çekilmek Ne Demek?
Fosil yakıtlardan çekilmenin mantığı aslında gayet basit. Yatırımcı, sürdürülebilir finans ilkelerine ve iklim riski yönetimine bağlılığını göstermek için elindeki varlığı satmayı taahhüt ediyor. Buradaki amaç çevreye zarar veren şirketlerden sermayeyi çekmek. Bu adım, yatırımcının bir anlamda "parasıyla oy vermesinin" somut bir yolu hâline geliyor. Asıl hedef ise fosil yakıt sektörünün kullanabileceği sermayeyi daraltmak. Bu kısıtlamanın şirketlerin faaliyetlerini zorlaştırması, hissedar getirilerini düşürmesi ve bu sektörü yatırımcılar için cazip olmaktan çıkarması bekleniyor. Nihayetinde amaç, fosil yakıt şirketlerinin cazibelerini kaybederek ayakta kalmakta zorlanmalarını sağlamak.
Yatırımlardan çekilme kampanyalarının ilk hedefi fosil yakıt sektörü değil. Bunun en klasik örneği, 1980’lerde Güney Afrika’daki işletmelerin hedef alınmasıydı. Apartheid karşıtlığından doğan bu boykot kamuoyunda olumlu bir algı yarattı ve Güney Afrika hükümetine karşı küresel çapta bir tepki ile farkındalık oluşturduğu düşünüldü. Ancak konuya yakından bakıldığında, yatırımlardan çekilmenin politikaları hiçbir zaman gerçek anlamda etkilemediği görülüyor. Diğer boykot hamleleri ise çok daha zayıf bir etki bıraktı. Örneğin 1990’larda tütün sektörüne yönelik benzer adımlar atıldı ancak çok daha az ses getirdi, üstelik yaratabileceği olası faydalar da açılan davaların gölgesinde kaldı.
Yatırımlardan çekilmenin zayıf geçmişine rağmen, fosil yakıt sektörüne yönelik mücadelenin yalnızca ölçeği nedeniyle bile daha farklı olduğunu savunmak kolay. Fosil yakıtlardan çekilme hareketi, genel olarak tarihin en başarılı kampanyası kabul ediliyor. Bugüne kadar 40 trilyon dolardan fazla varlığın elden çıkarılması taahhüt edildi. Bu rakam, dünyada yönetilen 56 trilyon dolarlık emeklilik fonunun neredeyse üçte ikisine denk geliyor. Üstelik bu taahhütlerin arkasında AXA Investment Management, Ford Vakfı, Norveç Varlık Fonu ve Harvard University dahil bin 550 kurumsal yatırımcı var.
Yine de birçok kişi, fosil yakıtlar özelinde bile bu yöntemin ne kadar işe yaradığını sorguluyor. Özellikle sermaye akışının fosil yakıtlardan gerçekten uzaklaştığına dair net bir kanıt yok. Hatta sektörün fon bulma koşulları daha da iyileşmiş görünüyor. 2000 yılında 234 milyar dolar olan kaynak, 2015’te yaklaşık 700 milyar dolara ulaştı. Geçmişteki örnekler, bu tür girişimlerin gelecekte de çok sınırlı bir başarı yakalayabileceğini gösteriyor. Piyasada dolaşan sermaye de bu tahmini destekliyor.
Yatırımlardan Çekilmek Neden İşe Yaramıyor?
Bu kampanyaların ne kadar etkili olduğu nereden baktığınıza göre değişiyor. Yatırımını çeken taraf açısından bakarsanız son derece etkili oldukları doğru. Fosil yakıt varlıklarını satanlar paralarının gücüyle tavır koyuyor ve duruşlarını kamuoyuna açıkça gösteriyor. Üstelik ortada 40 trilyon dolar gibi dudak uçuklatan bir taahhüt var. Satanlar istemedikleri varlıkları portföylerinden çıkarabiliyor ve açığa çıkan sermayeyi daha temiz ya da daha cazip yatırım fırsatlarına yönlendirebiliyor. Diğer taraftan, enerji sektörünün çevreye zarar veren alanlarına sermaye akışı kesilmiyor. Bir tarafın yatırımdan çekilmesi bir başkasının yatırım yapması anlamına geliyor. Bu da satıcının asıl amacına tamamen zıt bir sonuç alınması, yani fosil yakıt sektöründe daha fazla sermaye girmesi anlamına geliyor.
Ancak sorun basit bir para giriş çıkışından da ibaret değil. Asıl mesele, yeni alıcının o varlığı işletip kâr elde etmek için oldukça güçlü bir motivasyona sahip olması. Bu durum çoğu zaman fosil yakıt yatırımının genel verimini artırmayı, hatta kullanım ömrünü uzatarak üretimi zorlamayı da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla bu durumda yatırımdan çekilmenin işe yarayıp yaramadığı tek bir noktaya dayanıyor: Satan tarafın sermayesini temiz alanlara aktararak sağladığı iklim faydası, alıcının o varlığı daha verimli hâle getirerek yarattığı olumsuz etkiyi geride bırakabiliyor mu?
Bir örnek üzerinden bakalım. Yatırımlarını çeken bir portföy yöneticisi, bir petrol rafinerisini satıp sermayesini yenilenebilir enerji varlıklarına aktarıyor. Rafineriyi satın alan taraf ise tesisin verimini artırmak için yeni yatırımlar yapıyor. Bu durumda yatırımdan çekilmenin faydasını ölçebilmek için, yenilenebilir enerji portföyünün iklim lehine sağladığı kazanımların, modernize edilen rafinerinin olumsuz etkilerini açık ara geride bırakması gerekir. Bunu hesaplamaya girişmek bile son derece zorlu bir iş. Bu hesaplama için iki tarafın da bu çabaya ortak olması, yetkin ve bağımsız bir kuruluşun devreye girmesi, hatta sürdürülebilir finans alanında büyük bir zorluk olan tanım ve yöntemler üzerinde uzlaşması gerekiyor.
Fosil yakıtlardan çekilmek, bir tanıtım ve farkındalık aracı olarak elbette belli bir değer taşıyor. Genel tabloda portföy yöneticilerinin sermayeyi fosil yakıtlardan uzaklaştırma kararı elbette takdire şayan. Ancak bu adımın gerçekten etkili olabilmesi için neredeyse herkes tarafından benimsenmesi şart. Aksi takdirde yatırımlardan çekilmek, yukarıda gördüğümüz istenmeyen olumsuz sonuçları beraberinde getirebiliyor. Sembolik adımların ve söylemlerin ötesine geçip gerçek bir etki yaratmak istiyorsak, fosil yakıt varlıklarını elden çıkarmanın dışındaki alternatifleri değerlendirmek zorundayız.
Peki Yatırımlardan Çekilmekten Daha İyi Bir Yol Var mı?
Yatırımlardan çekilme kampanyalarının tıkandığı noktada eldeki fosil yakıt varlıklarının ömrünü tamamlatma stratejileri devreye giriyor. Yukarıda da gördüğümüz gibi, yatırımlardan çekilmek özünde çelişkili ve amaca ters düşen bir dinamiğe dayanıyor. Yani elden çıkarılan varlık yeni sahibinin elinde çevreye çok daha fazla zarar verebiliyor. Oysa bir varlığı satmak yerine ömrünü tamamlamak, aslında o varlığı sonlandırılacağı güne kadar elde tutmak anlamına geliyor. Örneğin bir fosil yakıt şirketinin borcunu vadesine kadar elinizde tutup süresi dolduğunda yeni kredi açmayabilirsiniz. Ya da rafineri gibi fiziksel bir tesisi artık kullanılamaz hâle gelene kadar işletip, onun ömrünü uzatacak veya verimini artıracak ilave yatırımlar yapmayabilirsiniz. Özetle, ömrünü tamamlatma yaklaşımı, bir fosil yakıt varlığının ömrünü uzatmak ya da onu geliştirmek yerine, üretim faaliyetlerine son verme takvimi belirlemek anlamına geliyor.
Elbette bu yaklaşım yatırımlardan çekilmek kadar hızlı bir etki yaratmaz. Bir varlığı bugün satmak ya da satmayı taahhüt etmek kamuoyuna kolayca açıklanabiliyor: Bu yatırımı artık portföyümden siliyorum. Bu ifade, yatırımcılara yönelik bir mektupta harika görünebilir. Oysa fosil yakıt varlıklarını kademeli olarak sonlandırmaya dayalı bir stratejiyi anlatmak ayrıntı, incelik ve sabır gerektirir. Ancak uzun vadede bu zahmete kesinlikle değer. Üstelik bu yaklaşım, yatırımlardan çekilme adımıyla birlikte de yürütülebilir. Bir varlığı, onu aşamalı biçimde devreden çıkarmayı taahhüt eden bir tarafa satmak, o varlığı doğrudan bir sonlanma yoluna sokar. Bu yöntem yatırımlardan çekilmek kadar ilgi görmese de aslında halihazırda uygulanıyor. Örneğin, Harvard University bağış fonunun çekilme taahhüdü sonrasında elinde kalan yüzde 2'lik fosil yakıt payı, tamamen aşamalı biçimde devreden çıkarılacak varlıklardan oluşuyor.
En az dirençle karşılaşılan yol, çoğu zaman en az sonucun alındığı yol oluyor. Fosil yakıt varlıklarını kademeli olarak devreden çıkarmak, yatırımlardan çekilmeye kıyasla daha çok zaman alabilir ve görünüşte daha fazla sermaye gerektirebilirse de, bu strateji gerçek bir etki yaratır. Yatırımlardan çekilmek ise tam aksine uygulaması ve ölçeklemesi kolay bir hamle. Nihayetinde yatırımlardan çekilmek ancak uzun vadeli bir eylemle desteklendiğinde işe yarar. Aşamalı devreden çıkarma stratejisi ise tam burada devreye giriyor. Fosil yakıt varlıklarını kademeli olarak sonlandırmak, yatırımlardan çekilmenin en sorunlu yanını ortadan kaldırır ve bu varlıkları piyasadan bütünüyle silme potansiyeli taşır. Evet, bu yaklaşım anlık bir sonuç vermeyebilir ve sabretmek için vaktimiz giderek daralıyor. Ancak bu yaklaşımı veya yatırımlardan çekilmeyi iklim krizine tek başına bir çözüm olarak görmek yerine, iklim riskini azaltmaya yarayan araçların bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor. Bir başka deyişle, bu yöntem tek başına var olamayacağı için, portföy yöneticilerinin yatırımları için çok daha geniş bir sürdürülebilir finans stratejisini değerlendirmeleri gerekiyor.
Yatırımlardan çekilmek etkileyici bir basın açıklaması yapmanızı sağlayabilir. Aşamalı devreden çıkarma stratejisi ise dünya için kalıcı bir fark yaratır.