Manşetler net: Kurumsal ESG geri adım atıyor. Sürdürülebilirlik siyasi ateş altında. Koalisyonlar dağılıyor. İklim taahhütleri ölüyor gibi görünüyor. Ancak daha yakından incelendiğinde daha nüanslı bir tablo ortaya çıkıyor: Şirketlerin bir kısmı geri çekilmiş olsa da çok daha fazlası rotayı koruyor, hatta çabalarını ikiye katlıyor. Sadece, bunu sessizce yapıyorlar.
Gözlemsel, karma yöntemli bir çalışmada, S&P 100, STOXX Europe ve Fortune 500 listelerinde piyasa değerine göre en büyük 25 şirket de dahil olmak üzere, 75 küresel şirket genelindeki stratejik değişimleri Nisan 2024’ten Mayıs 2025’e kadar takip ettik. 15 uzman ropörtajından elde edilen içgörülerle birleştirerek, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerine nasıl adapte olduklarını belirledik.
Bu orijinal veri kümesi, siyasi baskının kurumsal stratejiyi gerçek zamanlı olarak nasıl aktif bir biçimde yeniden şekillendirdiğine dair ilk kapsamlı ve zamana duyarlı analizlerden biri olma görevi görüyor. Ayrıca yönetim kurullarının ve tepe yönetim ekiplerinin şu an karşı karşıya kaldığı tabloya dair yüksek çözünürlüklü bir anlık görüntü sunuyor.
Siyasi baskı gerçek. Evet, bazı şirketler geri çekiliyor. Bu durum koalisyonların dağılmasıyla sonuçlanarak, sistem genelinde ilerleme için gereken kolektif eylemin aşınmasına yol açıyor. Ancak veri, bireysel düzeyde şirketlerin çoğunluğunun sürdürülebilirlik taahhütlerinden vazgeçmediğini gösteriyor.
Stratejik sessizliğin ve sembolik düzenlemelerin, yıllarca süren yatırım, taahhüt ve ilerlemeyle inşa edilen değer yaratımını ve operasyonel dayanıklılığı kasıtlı olarak gizlediği belirgin bir "greenhushing" eğilimi göze çarpıyor. Greenhushing baskın strateji olarak öne çıkarsa, bugünün sessiz geri çekilmeleri eyleme geçme konusunda sistematik bir başarısızlığa dönüşebilir.
Giderek karmaşıklaşan bu siyasi ortamda, iş dünyası liderleri için diğerlerinin nasıl tepki verdiğini tam olarak anlaması büyük önem taşıyor. Aşağıdaki analiz, tepe yöneticilere sürdürülebilirlik programları genelindeki son kurumsal hareketliliğe, veya hareketlilik eksikliğine, dair net bir anlayış sunuyor.
Performatif Kurumsal Davranışı Anlamlandırmak
Siyasi inceleme, Ocak ayında Başkan Trump'ın göreve başlamasının ardından bir kırılma noktasına ulaştı, çünkü ilk idari eylemleri, onun onlarca yıldır kendisinden önce gelenler tarafından uygulanan iklim odaklı politikaları ortadan kaldırmayı amaçladığını açıkça ortaya koydu. Eyalet düzeyindeki bir dizi soruşturma, federal idari kararnameler ve artan hissedar aktivizmi, oldukça görünür sürdürülebilirlik çabalarının itibari ve siyasi risk taşıdığı bir ortam yarattı. Ancak analizimiz, manşetlerin aksine, şirketlerin bireysel sürdürülebilirlik çabalarında topluca çarpıcı değişiklikler yapmadığını gösteriyor, her ne kadar anlamlı koalisyonları terk ediyor olsalar da.
Şirketler Sürdürülebilirlik Konusundaki Siyasi Baskılara Nasıl Yanıt Veriyor
|
Grup aşaması |
Tanım |
Gözlemlenen sinyaller |
Şirketlerin %’si |
|
GERİ ÇEKİLME |
Azaltılan sürdürülebilirlik çabaları, kamuya açık geri adımlar veya kurum içi dağılma |
Program kesintileri, koalisyonlardan çıkış, nicel taahhütlerin azaltılması veya kaldırılması, dil değişiklikleri, değişen liderlik söylemleri |
%13 |
|
BEKLEME SÜRECİ |
Değişiklik yok, ancak kamuya açık aktif bir teyit de yok, tarafsız konumlanma |
Sabit program seviyeleri, yumuşatılmış dil, azaltılmış dış katılım, sürdürülebilirlik odaklı PR faaliyetlerinin yokluğu |
%40 |
|
YENİDEN TEYİT ETME |
Kamuya açık taahhüt teyidi, baskı altında strateji istikrarını koruma |
Düzenli mesajlaşma, yönetim kurulu onayı, program sürekliliği |
%13 |
|
HIZLANMA |
Stratejinin aktif, kamuya açık bir şekilde genişlemesi |
Yeni hedefler, artan yatırım, daha derin operasyonel entegrasyon, yatırımcı bağlılığı |
%32 |
Not: Yüzdelerin toplamı yüzde 100 etmiyor, verilerde yer alan bir şirket sürdürülebilirlik stratejisinin varlığını kamuyla paylaşmadığı için buraya dahil edilmedi.
Analizimiz üç temel çıkarımı ortaya koyuyor:
1. Azaltma manşetleri genellikle yanıltıcı
Şirketlerin sürdürülebilirlikten kitlesel olarak geri çekilme hikayesi büyük ölçüde bir yanılsamadan ibaret. Evet, bir avuç dikkat çeken geri çekilme haberi gündeme damga vurdu, ancak gerçekte, şirketlerin yalnızca yüzde sekizi taahhütlerini önemli ölçüde geri çekti, yüzde beşi ise programlarını bozmadan kamuya yönelik mesajlarını değiştirdi. Çok daha önemli olan gelişme, yüzde 53'lük kesimin yerini koruması ve yüzde 32'sinin çabalarını genişletmesi. Algı ile gerçeklik arasındaki bu fark önem taşıyor, çünkü piyasa davranışını algılar yönlendiriyor.
Azaltma haberlerinin medyada yer alması eylemsizliği normalleştirebilir, geride kalanları cesaretlendirebilir ve rekabetçi kıyaslamaları saptırabilir, ayrıca yatırımcı ve hissedarların, sürdürülebilirliğin uzun vadeli bir değer itici gücü olduğuna yönelik güvenini sarsabilir, aslında pek çokları çabalarını artırırken, piyasanın soğuduğuna dair yanlış bir sinyal oluşturabilir.
Asıl değişen şey görünürlük, altında yatan strateji değil. Pek çok şirket, siyasi hedef haline gelmekten kaçınmak için greenhushing’e (yeşil sessizliğe) yöneldi. Bu sessiz ilerleme tekil şirketleri koruyabilir, ancak kolektif bir maliyeti beraberinde getiriyor: Görünür bir liderlik olmadan, sistemleri dönüştürmek için gereken ortak ivme felç olma riskiyle yüzyüze gelebilir. Piyasa stratejik sessizliği teslimiyetle karıştırırsa, iş dünyası iklime uyumlu dönüşümü ölçeklendirmek için gereken aciliyeti ve kolektif nüfuzu kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır.
2. Greenhushing baskın strateji oluyor
Çalışmamızdaki şirketlerin yarısından fazlası, perde arkasında çalışmaya devam ederken sürdürülebilirlik ilerlemelerini geri plana atmayı veya kamuya duyurmayı bırakmayı seçti. Şirketlerin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki bu ayrışma çarpıcı, sürdürülebilirlik programlarını koruyan veya genişleten yüzde 85'lik kesimin sadece yüzde 16'sı bu taahhütlerini kamuya açık şekilde yeniden teyit etti. Geri çekilme gibi görünen durum, yaygınlaşan greenhushing’in kök salması.
Greenhushing işi tamamen terk etmekle aynı şey değil. Birçok lider için bu, siyasi riski azaltmak, aktivist tepkisinden kaçınmak veya mevzuat karmaşıklığından sıyrılmak için yapılan hesaplanmış bir seçim. Ve kısa vadede bu, savunulabilir bir taktik olabilir, özellikle kamuya açık konumlanmanın yakın vadeli öncelikleri tehlikeye atabileceği siyasi olarak dalgalanan piyasalarda faaliyet gösteren şirketler için.
Mevcut siyasi iklimde stratejik sessizlik en güvenli seçenek gibi görünse de, bunun bir bedeli var. Şirketler taahhütlerine dair kanıtları paylaşmaktan kaçındığında, piyasanın operasyonel yetkinliği fark etme becerisini kısıtlıyor ve rekabeti daha yüksek standartlara taşıyan sinyal gücünü zayıflatıyorlar. Ayrıca rakiplerin sürdürülebilirlik gündemini belirlemesine kapı aralıyor ve güçlü bir sürdürülebilirlik performansını uzun vadeli getirilere bağlayan yatırımcı güvenini zayıflatma riski taşıyorlar.
Yatırımcılar, müşteriler ve potansiyel ortaklar için sessizlik, uzun vadeli değer yaratımını besleyen temel güveni sarsıyor. Ve çok sayıda oyuncu aynı anda görünür liderlikten geri adım attığında, dönüştürücü sürdürülebilirlik eylemi için gereken kolektif ivme zayıflıyor, en kararlı şirketleri bile gereken hız ve ölçekte etki yaratamaz hale getiriyor.
3. Kolektif eylem, baskı altında çöküyor.
Bir zamanlar piyasaları şekillendiren büyük bir güç olan kurumsal koalisyonlar zayıflıyor. Hiçbir sektör bunu, çalışmada yer alan ve Net-Zero Banking Alliance (NZBA) veya Net-Zero Insurance Alliance'ın (NZIA) kamuya açık şekilde bağlı üyeleri olan şirketlerin yüzde 100'ü bu gönüllü üyelik koalisyonlarından ayrıldığı finansal hizmetler sektöründen daha güçlü bir şekilde gösteremez. Bu platformlardaki ortak liderlik bir zamanlar kurumsal sesi güçlendirip sektör normlarını belirlerken, bugün birçoğu sessizliğe büründü veya tamamen dağıldı, tıpkı 2024'te dağılan NZIA ve yeniden yapılanma konusunda bir üyelik oylaması beklerken temmuz ayında tüm faaliyetlerini askıya alan NZBA örneğinde olduğu gibi. Bu yüksek profilli geri çekilmeler, bazen eleştirmenleri yatıştırmanın bir yolu olarak, bazen de üyeler ortak hedefleri gerçekleştirmek için gereken operasyonel uyumdan yoksun oldukları için, manşetlere taşınıyor. Sonuç aynı: bir zamanlar sürdürülebilirliği hızlandıran ve liderlere güç veren platformların zayıflaması. Koalisyonlar sadece sinyal göndermez, piyasaları şekillendirir ve sistemleri değiştirir. "İyi"nin nasıl bir şey olduğuna dair temel ölçütleri belirler, tedarik standartları oluşturur, değer zincirleri genelinde benimsenmeyi hızlandırır ve yatırımcı beklentilerini etkilerler.
ABD Plastik Paktı tam olarak bunu yapma hedefine ve potansiyeline sahipti, bu kapsamda gönüllü, zamana bağlı taahhütler plastik atıkların ortadan kaldırıldığı bir döngüsel ekonomiye ulaşmaya odaklanıyordu. Mayıs ayında art arda yaşanan yüksek profilli ayrılmalar (analiz grubumuzda Yiyecek ve İçecek sektöründen her 4 şirketten 1'i ve Tüketici Perakende sektöründen her 8 şirketten 1'i), hızlı tüketim mallarında kolektif eylemin azalmasına dair yeni bir eğilime işaret ediyor olabilir. Bu tür koalisyonlar parçalandığında, her şirketin ilerlemesi izole bir çabaya dönüşür. Rakipler, sınırları ileriye taşıyan referans noktalarını kaybeder, tedarikçiler, ölçeklenmeyi sağlayan birleşik talep sinyalini kaybeder ve sermaye piyasaları, iklime uyumlu büyümeyi fiyatlandırmalarına yardımcı olan ölçütleri kaybeder. Bu ittifakların çöküşü kaybolan sembolizmden daha fazlasını temsil ediyor. Bu çöküş bireysel eylemi piyasa dönüşümüne çeviren rekabet motorunun çöküşü anlamına geliyor. Birlikte durmaya ve görünür kalmaya istekli cesur liderler olmadan, kolektif hedef, kolektif eylemsizliğe ve toplumsal ölçekte duraksayan bir ilerlemeye dönüşme riski taşıyor.
Dalgalanmalı Bir Dönemde Dayanıklılık Sinyalleri
Sektörler genelinde şirketler siyasi dalgalanmaya küçülme, pasiflik ve dayanıklılık karışımıyla tepki veriyor, ancak aralarındaki fark tesadüfi değil. Üç faktör, firmaların baskı altında konumlarını koruyup korumadıklarını veya pes edip etmediklerini tutarlı bir şekilde öngördü: operasyonel entegrasyonun derecesi, değer yaratımının sabitlenmesi ve tepe yönetimdeki liderliğin istikrarı.
1. Operasyonel Entegrasyon
Sürdürülebilirlik konusunda geri adım atma olasılığı en düşük olan şirketler, bunu işletme modellerine entegre edenlerdi, bu modellerde iklim taahhütleri ürün tasarımını, tedarik zincirlerini, sermaye tahsisini ve yatırımcı söylemlerini şekillendiriyordu. Yiyecek ve içecek (yüzde 75), teknoloji (yüzde 70), sağlık hizmetleri (yüzde 67) ve endüstriyel mal ve hizmetler (yüzde 67) gibi sektörlerde uzun inovasyon döngüleri, karmaşık küresel tedarik süreçleri ve maliyet odaklı verimlilikler sürdürülebilirliği performanstan ayrılamaz hale getirdi. Operasyonlara bir kez işlendiğinde, bu taahhütleri geri almak değeri yok ederdi.
Buna karşılık, stratejileri itibar odaklı konumlandırmaya dayanan şirketler çok daha kırılgan oldu. Yeşil pazarlamanın genellikle operasyonel değişimin yerini aldığı tüketici pazarlarında, firmaların yüzde 64'ü baskı altında kamuya açık adımlar attı, yüzde 40'ı programlarını yeniden teyit etti veya genişletti, ancak neredeyse dörtte biri bu programları azalttı veya ortadan kaldırdı. Kişisel bakım ve ev eşyaları, sigorta ve perakende gibi yüksek oranda ticarileşmiş kategorilerde şirketler siyasi riskle yüzleşmek yerine pazar paylarını korumaya çalıştıkları için baskın strateji pasiflikti.
Belki de en çok gözden kaçan bulgu: B2B firmalarının geri adım atmaya karşı neredeyse bağışıklığı vardı. Yüzde birinden azı taahhütlerini azalttı, yüzde 52'si ise bunları derinleştirdi, bu da tüketici siyasetinden izole olmanın ve tedarik zinciri dayanıklılığına odaklanmanın, diğerleri bocalarken onların rotalarından şaşmamalarını sağladığını gösteriyor.
2. Değer Yaratma Odağı
Geri adım atan şirketler ile konumlarını koruyanlar arasındaki belirleyici bir faktör de ekonomide yatıyordu: Sürdürülebilirlik değer motoruna entegre edildiğinde firmalar rotalarından şaşmadı. TotalEnergies bu durumu bizlere gösteriyor. Benzer şirketler taahhütlerini geri çekip fırsatçı bir şekilde üretim hedeflerini yeniden artırırken, TotalEnergies yenilenebilir enerjiye geçiş yatırımlarını ve operasyonel karbonsuzlaşma taahhüdünü sürdürdü, ve temel finansal göstergelerde rakiplerini geride bıraktı.
Onlarınki bir markalaşma değil, bir değer entegrasyonu hikayesi. Bu hikayede güvenilir hedefler, disiplinli sermaye tahsisi ve uzun vadeli uygulama, öz sermaye performansını güçlendirdi ve pazarlama tutumunu bir kâr modeline dönüştürdü.
Görüştüğümüz uzmanlar bu dinamiği tekrarladılar: Siyasi baskı arttığında rotadan şaşmayanlar, herhangi bir stratejik yatırımda olduğu gibi aynı karar alım merceğini uygulayanlar, rekabet avantajını keskinleştiriyor mu, riski azaltıyor mu veya ölçülebilir bir değer sunuyor mu? Sürdürülebilirliğin maliyetten tasarruf, gelir artışı veya dayanıklılık sağladığı durumlarda liderler, siyasi inceleme altında dahi bunu savunacak kanıtlara sahipti. Değerin korunması en az değer yaratmak kadar önemliydi. Çeyreklik kazanç baskısından ve halka açık piyasa dalgalanmasından izole olan özel firmalar çok daha dayanıklıydı: Sadece yüzde 16'sının azaltmasına kıyasla yüzde 68'i taahhütlerini yeniden teyit etti veya artırdı. Buna karşılık kamusal şirketler temkinli olmaya yöneldi, yüzde 44'ü sabit kaldı ve yüzde 20'si kesintiye gitti. Görünüşe göre sürdürülebilirlik dayanıklılığı sadece değer yaratma becerisine değil, aynı zamanda şirketlerin halka açık piyasaların kısa vadeciliğinden ne kadar iyi korunduğuna da dayanıyor.
3. Liderlik İstikrarı
Siyasi dalgalanma şartlarında kurumsal dayanıklılığın en güçlü göstergelerinden biri liderlik istikrarı.Uzun süredir görevde olan CEO'lar disiplin getiriyor: Sürdürülebilirliği temel finansal ölçütlerle uyumlu hale getiriyor, stratejileri siyasi çalkantılardan koruyor ve pazar fırsatlarını daha reaktif olan şirketlerden daha hızlı değerlendiriyorlar. Bu tutarlılık hem deneyimi hem de güveni, yıllar süren finansal performans sayesinde kazanılan hareket alanını yansıtıyor.
Veriler bu etkiyi doğruluyor. Görevde 11 veya daha fazla yıl geçiren CEO'lar arasında %47'si sürdürülebilirlik programlarını genişletti veya yeniden teyit etti, ve sadece yüzde beşi bunları azalttı. Buna karşılık, yeni CEO'ların (görevdeki süresi üç yıldan az olanların) yüzde 69'u reaktif değişiklikler yaptı, bu da yeni liderlerin baskı altında karar değiştirme olasılıklarının çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor.
Piyasayı Yanlış Okumanın Riskleri
Geri adım atma manşetlerinin görünürlüğü ve koalisyonların çöküşü piyasa için yanıltıcı bir sinyal yaratıyor. Halihazırda siyasi ve itibari riskleri tartan yöneticiler için, ibre iklim eyleminden uzaklaşıyor gibi görünebilir. Liderler bu gürültüyü geri çekilmek için yeşil ışık olarak yorumlarsa, kendi kendini gerçekleştiren bir döngüyü hızlandırma riski taşırlar. Dahası, greenhushing’in yükselişi, şeffaflığı ve kolektif eylemin gücünü baltalayan bir güvenilirlik boşluğu ortaya çıkarıyor. Sermaye piyasaları için bu sessizlik bir kör nokta oluşturuyor, düşük karbonlu bir ekonomide kazanmak için hangi şirketlerin gerçekten doğru konumlandığını gizliyor ve yatırımcıların performansı ödüllendirmek için ihtiyaç duyduğu sinyalleri zayıflatıyor.
Stratejik belirsizlik ve uzun vadeli maruz kalma devam edecek. Kamu önünde geri adım atan şirketler kendilerini tüm paydaş yelpazesinde eleştirilere karşı savunmasız bulabilirler: yatırımcılar ve hissedarlar, düzenleyiciler, fenomenler ve siyasi eksenli aktivizmin diğer biçimleri. Ekonomik zorluklar, ticaret politikalarındaki değişimler ve gelişen ESG ifşa kuralları bütçeler üzerinde baskı yaratabilir ve yatırımcı incelemesini yeniden biçimlendirebilir.
Birçok tepe yönetici için greenhushing pragmatik bir tercih, şimdilik... Daha az kamu ilgisi, daha az siyasi tepki anlamına geliyor. Ancak bu aynı zamanda normları şekillendirmek, yetenekleri çekmek ve müşterilerin sürdürülebilirlik liderliğine hala değer verdiği pazarlarda farklılaşmak için daha az fırsat anlamına geliyor. Belki de en önemlisi, greenhushing işbirliklerini sürdürme ve yeniden canlandırma becerisini baltalıyor.
Hedefler, ilerleme ve zorluklar hakkındaki şeffaflık, işbirliğinin değer birimi. O olmadan, bir zamanlar lider şirketleri birbirine bağlayan bağ dokusu daha da yıpranır. Koalisyon halinde ortaklık kuran şirketler, sektör liderliğini belirleyebilir, politika ortamlarını değiştirebilir ve yeni teknolojilerin benimsenmesini hızlandırabilir.
Günümüz ortamında bu kolektif etkiyi yeniden inşa etmek, siyasi riskle doğrudan yüzleşmeyi gerektiriyor. Onu görmezden gelerek veya bir greenhushing stratejisi benimsemek işe yaramıyor. Aksine, sürdürülebilirliği kuruma, ondan vazgeçerse işletmenin bizzat kendisini baltalayacağı kadar derinden, entegre etmek gerekiyor. Bu yüzden en dayanıklı liderler, sürdürülebilirlik konusunda açıkça işbirliği yapan, değer yaratımı ve kolektif etkinin birbirini karşılıklı olarak güçlendirdiği bir rekabet dinamiği yaratanlar olacak.