2015’te Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana iklim hedefleri finans sektörünün öncelikleri arasındaki yerini güçlendirirken, çevresel ve sosyal kriterler de yatırım kararlarında giderek daha belirleyici hale geldi. Bu dönüşümün en somut karşılığı sürdürülebilir tahvil piyasasında görüldü; bu tahviller geçen on yılda trilyonlarca dolarlık bir piyasaya ulaşarak iklim finansmanının temel araçlarından biri oldu.
Rakamlar bu dönüşümün ölçeğini açıkça ortaya koyuyor. Climate Bonds Initiative’e göre yeşil, sosyal, sürdürülebilirlik ve sürdürülebilirlik ilintili (GSS+) tahvillerin kümülatif ihraç hacmi 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla 6,9 Trilyon Dolara ulaştı. 2015’te 43 Milyar Dolar olan yıllık ihraç hacmi 2025’te 1 Trilyon Dolara erişerek on yılda 20 kattan fazla arttı. Piyasanın ağırlığını hala yeşil tahviller oluşturuyor; 2025’te bu alandaki ihraç hacmi 653,5 Milyar Dolara ulaştı. Akla ilk gelen genellikle yenilenebilir enerji olsa da, yeşil tahvillerin kapsamı enerji verimliliği, düşük karbonlu ulaşım ve yeşil binalar gibi alanları da içerecek kadar geniş. Bu doğrultuda bankacılık sektöründeki Yeşil Varlık Oranı da, kurumların bilançolarındaki sürdürülebilir varlık payını ölçerek bu genişleyen kapsamı somutlaştırıyor.
Pazarın gelişimi yalnızca hacim artışıyla ya da yeşil başlığıyla sınırlı değil; sosyal, sürdürülebilirlik ilintili, mavi, geçiş ve adaptasyon gibi farklı ihtiyaçlara cevap veren tahvillerle ürün çeşitliliği de giderek artıyor. Bu araçların büyük bölümü iklimin iki temel ekseninde konumlanıyor: Emisyon azaltımını hedefleyen yeşil, mavi ve geçiş tahvilleri ile iklim etkilerine dayanıklılığı güçlendiren adaptasyon tahvilleri. Bu çeşitlenmenin önemli bir kısmı yatırımcı tarafında büyüyen talebin yansıması; farklı sektör ve risk profillerine uygun etki yatırımı arayışı, ihraççıları da yeni tahvil türleri geliştirmeye yöneltiyor. Türkiye’de TSRS ve taksonomi gibi raporlama altyapısının yanı sıra, ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) süreci de düşük karbonlu üretime geçişi hızlandırarak buna bağlı finansman ihtiyacını güçlendiriyor.
SPK verilerine göre Türk bankaları ve şirketlerinin sermaye piyasası ihraçları içinde yeşil/sürdürülebilir borçlanma aracı oranı 2022’de yüzde 1,1 iken 2025 sonunda yüzde 14’e çıktı. Ulusal Yeşil Finans Stratejisi gibi düzenleyici adımlar da bu gelişimi kurumsal bir zemine oturtuyor.
DenizBank’ta sürdürülebilirliği fonlama stratejimizin temel bileşenlerinden biri olarak ele alıyoruz. Sendikasyon kredilerinden çok taraflı kalkınma bankalarıyla gerçekleştirdiğimiz işlemlere ve sermaye piyasası araçlarına kadar farklı kanallarda bu konuyu önceliklendiriyoruz; toptan fonlama portföyümüzün yüzde 55’i sürdürülebilirlik temalı işlemlerden oluşuyor.
Bu araçların değeri yalnızca kaynağın büyüklüğüyle sınırlı değil; kaynak kullanımını tanımlanmış alanlarla ölçülebilir bir etki çerçevesine bağlıyorlar. Söz konusu yapının iyi bir örneği olan mavi tahvil ve krediler, su güvenliği ve deniz-kıyı ekosistemlerinin korunmasını odağına alıyor. DenizBank olarak gerçekleştirdiğimiz, dünyada bir ticari banka tarafından sağlanan en büyük mavi sendikasyon kredisi ve Türkiye’nin ilk mavi sendikasyonu da bu yaklaşımın somut bir örneği oldu.
Piyasanın büyümesine paralel şekilde güvenilirliği sağlayacak standartlar olarak, ihraç çerçevelerinin taksonomiler ve ilkelerle uyumu ve bağımsız değerlendirmeye tabi tutulması ile kaynak kullanımının, tahvilin tüm vadesi boyunca etki raporlamasıyla izlenmesi de bu süreçte önem kazanıyor.
Gelinen noktada sürdürülebilir finansın önündeki asıl hedef, ulaşılan ölçeği reel ekonomide kalıcı bir dönüşüme taşıyabilmek. Bankacılık sektörü, doğru finansman araçlarının geliştirilmesi ve iklim odaklı yatırımların ölçeklenmesindeki rolüyle önümüzdeki dönemde daha da merkezi konumda olacak. DenizBank olarak, geçtiğimiz dönemde yayımladığımız Geçiş Finansmanı Çerçevemizle de uyumlu olarak bu dönüşüme giderek artan oranda somut katkı sunmak hedefindeyiz.
Beril Oğuz - Finansal Kurumlar ve Sürdürülebilirlik Koordinasyon Koordinatörü