Şirketler tek başlarına ekonomik aktörler değil; varoluşları gereği jeopolitik, itibari ve kültürel aktörler. Hızın, belirsizliğin ve yapay zekânın yön verdiği bir dünyada liderlik yeniden tanımlanıyor. Bu dönüşümde diplomasinin sunduğu dersler, CEO’lar ve üst düzey yöneticiler için her zamankinden daha kritik. Roma Türkiye Büyükelçisi Elif Çomoğlu Ülgen ile diplomasi ve şirket yönetimi arasındaki benzerlikleri ve bunların iş hayatına nasıl uyarlanabileceğini konuştuk.
Diplomasiyi bir stratejik yönetim alanı olarak düşündüğümüzde, özel sektördeki liderlik refleksleriyle diplomatik karar alma süreçleri arasında sizce en güçlü benzerlikler neler?
Bugün liderliği tek bir alana aitmiş gibi düşünmek giderek zorlaşıyor. Devletler içindeki liderlik ile özel sektörde, özellikle küresel ölçekte faaliyet gösteren büyük şirketlerdeki liderlik anlayışları arasında ciddi benzerlikler var. Liderlik artık parçalı değil, bütüncül bir kavram.
Başarılı liderlerde bazı doğuştan gelen özellikler olabilir; ancak asıl farkı yaratan unsur disiplin, ekiplerle yakın çalışma ve güven ilişkisi kurabilme becerisi. Hem devletlerde hem de şirketlerde liderleri ayıran şey, bu özellikleri ne kadar sürdürülebilir kılabildikleridir.
Bugün yaşanan küresel krizlerin derinleşmesinde de güçlü liderlik örneklerinin azalmasının payı olduğunu düşünüyorum.
Günümüz iş dünyasında şirketler artık jeopolitik aktörler hâline geliyor. CEO’lar ve üst düzey yöneticiler için diplomatik okuryazarlık neden bu kadar kritik?
Bu aslında her zaman önemliydi; ancak bugün çok daha belirleyici bir hâl aldı. Uluslararası alanda başarılı şirketlerin jeostratejik gerçekleri her zaman iyi okuduklarını görüyoruz.
Bugün devletlerin sertleşen politik tutumları, şirketlerin teknik olarak sorunsuz görünen operasyonlarını bile bir anda dezavantajlı hâle getirebiliyor. Bu nedenle yalnızca CEO’ların değil, orta kademe yöneticilerin ve karar alıcıların da uluslararası gelişmeleri yakından takip etmesi gerekiyor. Aksi hâlde yapılan hataların maliyeti çok yüksek olabiliyor.
Kriz dönemlerinde ister uluslararası bir gerilim ister kurumsal bir çöküş olsun, soğukkanlı karar alma belirleyici oluyor. Diplomasi size bu konuda ne kazandırdı?
Diplomaside çok sevdiğim bir söz vardır: İyi bir diplomat, birçok dili bilen ama ondan daha fazla dilde susabilen kişidir.
Diplomasi, doğru zamanda doğru mesajı vermeyi öğrettiği kadar, gerektiğinde sakin kalabilmeyi de öğretir. Karşı tarafın yıpratıcı tutumuna kapılmadan süreci izleyebilmek, stratejik sabrı koruyabilmek büyük bir avantajdır. Bu yaklaşımın, iş dünyasında kriz yöneten liderler için de son derece öğretici olduğunu düşünüyorum.
Çok taraflı müzakerelerdeki çıkar çatışmaları, iş dünyasındaki rekabet–iş birliği dengesiyle nasıl benzeşiyor?
Uluslararası ilişkilerde sıkça kullanılan bir ifade vardır: Ülkelerin kalıcı dostlukları değil, kalıcı çıkarları vardır. Ancak bu bakış açısı bizi ilkesizliğe sürüklememeli.
Devletlerin olduğu gibi şirketlerin de ilkeleri olmalı. Uzun vadede saygı görmek ve kalıcı bir iz bırakmak, yalnızca çıkarları savunmakla değil; bunu hangi değerler çerçevesinde yaptığınızla da doğrudan bağlantılıdır. İlkelerine sadık kalan aktörlerin uzun vadede daha güçlü konumlandığını görüyoruz.
Yumuşak güç kavramı bugün markalar ve şirketler için nasıl yeniden tanımlanıyor?
Uluslararası ilişkilerde buna genellikle “marka” demeyiz; algı, itibar ya da yumuşak güç deriz. Ancak mantık aynıdır.
Bir ülkenin itibarı ile bir markanın itibarı arasında güçlü bir paralellik vardır. Kriz anlarında sergilenen duruş, insani yaklaşım ve tutarlılık uzun vadeli algıyı belirler. Burada sadece yöneticiler değil, temsil edilen kurumun geçmişi ve değerleri de bu imajın parçasıdır.
Hız, veri ve yapay zekâ çağında diplomasinin temkinli doğası bir dezavantaj mı?
Aslında diplomasi de bugün çok ciddi bir hız kazanmış durumda. Aynı gün içinde birden fazla ülkede temaslarda bulunan liderler bunun en net göstergesi.
Yapay zekâ da bu hızlanmanın önemli bir parçası. Günceli yakalamak ve karar süreçlerini desteklemek açısından büyük katkı sağlıyor. Ancak yapay zekâyı tamamen göz ardı etmek kadar, onu sorgulamadan kullanmak da risklidir. Burada denge çok önemli.
Kadın bir lider ve diplomat olarak, erkek egemen yapılarda otorite kurmak ve değerlerinizi korumak konusunda ne söylemek istersiniz?
Uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak erkeklerin bulunduğu yapılarda görev yaptım. Bu deneyim bana şunu gösterdi: Kurumların sağlıklı ve sürdürülebilir olması için eşit fırsatların sağlanması kritik bir gereklilik.
Ne yazık ki bugün hâlâ birçok alanda kadınlar liderlik pozisyonlarında daha fazla kendini kanıtlama baskısı hissedebiliyor. Bu durum bireysel olmaktan çok kurumsal kültürle ilgili. Eşit temsilin doğal bir norm hâline gelmesi, hem karar alma kalitesini artırıyor hem de kurumların uzun vadeli başarısına katkı sağlıyor.
Kadınların görünürlüğü arttıkça bu rollerin olağanlaşacağını ve daha dengeli, kapsayıcı yapılar oluşacağını düşünüyorum.
Uluslararası alanda etki yaratmak isteyen genç profesyoneller için en kritik ortak beceri sizce nedir?
Ben teknik becerilerden ziyade irade ve arzunun çok belirleyici olduğunu düşünüyorum. Bir mesleği gerçekten istemek, zorluklarını bilerek yola çıkmak ve disiplinle ilerlemek çok önemli.
Mentorluk elbette değerli; ancak asıl yatırım kişinin kendisine yaptığı yatırımdır. Kararlılık ve vazgeçmemek, ister diplomasi ister iş dünyasında olsun, liderliğin ortak paydasını oluşturur.
Elif Çomoğlu Ülgen’e göre, geleceğin liderliği; hız ile sabrı, teknoloji ile insan sezgisini, çıkar ile ilkeyi dengeleyebilenlerin elinde şekillenecek. Bu dengeyi kurabilen CEO’lar için diplomasi, artık uzak bir alan değil; doğrudan öğrenilmesi gereken bir liderlik pratiği.