Başar Başaran

Yazar, senarist, eğitmen

Ara Kesit: Başar Başaran

25 Şubat 2026, Çarşamba

Başar Başaran ile günümüz dizi ve film sektörünün dinamikleri, izleyici alışkanlıkları ve hikâye anlatıcılığının dönüşümü üzerine konuştuk.

Günümüz izleyicisine/okurlarına hikâye anlatmanın zorlaştığını düşünüyor musunuz? Dikkat dağınıklığı, izleyiciyi ekranda tutma meydan okuması anlatıyı nasıl etkiliyor?

Çok genel bir kabul olarak işte insanların konsantre olmaktan zorlandıkları, mutlaka aynı anda en az iki ekrana bakarak yaşadıkları söylenegeliyor. Hatta içerik üretiminde bu kabulün hikayenin derinliğinden ziyade sürati ve ritmi üzerinden değerlendirilmesini getiren bir refleksi de ortaya çıkardığını söyleyebilirim. Ne var ki ben bunun abartıldığını düşünüyorum. Güzel olan seyirciyi tutuyor.  Türlü nedenlerle çoğunlukla güzeli üretmeyen bir dönemden geçiyoruz. O yüzden “aman bunların dikkati dağınık’’ demek yahut “dur derinlikle oyalanmayalım da dikkatlerini çekecek saçmalıklar yapalım’’ demek üreticinin daha kolayına geliyor. Bu dikkat dağınıklığı ithamının en olağan öznesi olan bugünün gençlerine bakın, bilhassa onların eskiden üretilmiş iyi filmlere dizilere sahip çıktıklarını görürsünüz. Yani sorun onlarda değil bizde.

Sizce streaming platformları dizi/film sektörünün ritmini ve yapısını nasıl değiştirdi?

Üretimin hızı tüketimin hızına yetişemez oldu. Müthiş bir asimetri var burada. İçeriği tüketmek çok kolay, çok hızlı, çok ucuz. Üretmek çok zor, çok yavaş çok pahalı. Burada bir açık var. Bir platformda yüzlerce dizinin afişini geçerek  “bir şey yok ya’’ diyen seyirci her geçtiği afişin oraya çıkmasının iki sene en az sürdüğünü biliyor mu, bilse ne fark eder, artık o yediği önünde yemediği ardında şımarık ve obur bir seyirci, hepimiz öyleyiz, güzel bir dizi yakaladık mı maratona başlıyoruz. Bir gecede sekiz bölüm izleyip üzerine beş gün konuşup hayatımızdan çıkarıyoruz. Çoğunlukla çıkarıyoruz. Yani bu içerik havuzuna kürekle içerik atsan doyuramazsın.

O yüzden üretim tık nefes biçimde hızlanmaya, bu obur makinenin peşinden koşmaya çalışıyor. O yüzden de çoğunlukla aklına ilk geleni yapmak zorunda kalıyor. Algoritma denilen insanın bütün yaratıcılığına ve keşifleri mümkün kılan “yoldan çıkmak’’ deliliğine karşı bir yapının dayatılması da söz konusu. Onu izlerse bunu da izler. Ya kardeşim ben Eternal Sunshine izleyene kadar hiç ona benzer bir şey izlememiştim. Yani anlatabiliyor muyum bu dikiz aynasından yol gitmek çok büyük bela.

Ha tabi sorunuza streaming platformların olduğu ve bizim bunların varlığını içselleştirdiğimiz bir dünyada cevap verdim. Yani en başa dönüyor ve soruyorsanız ya bu platformlar ne getirdi, elbette muhteşem bir olanak olarak hikaye anlatmayı, özellikle karakterler üzerinden hikayeler anlatmayı muhteşem bir hale getirdi. Dünyayı yakınlaştırdı. Dertleri ve çıkışsızlıkları ortak olan kapitalist modernitenin evlatlarına bir yarenlik etme imkanı verdi. Japonya’da da aynı diziler konuşuluyor şu anda Norveç’te de. Bu anlamda bana göre bu günü geldiğinde kurtuluşta da ortaklaşmayı mümkün kılacak ruh iklimini oluşturdu.

Hikâye anlatıcılığı ya da senaristliğe yeni başlayan biri için, erken dönemde yapılabilecek en kritik hata sizce nedir?

Millet böyle sever diye düşünmek. “Ben aslında…’’ diye cümle kurmak. Mesleğin üzerine düşünmemek, bunun felsefesini yapmamak….

Türk dizi ve film sektöründe son 15 yılda yaşanan değişimin temelinde sizce hangi etkenler yatıyor?

Yurt dışı satışla yürüyen bir sektör, elbette o pazarın taleplerini buraya dayatma konusunda açıkçası tercihsiz kaldı. Bizden ne istiyorlarsa biz onu veriyoruz. Bu bir değişim nedeni

İkincisi RTÜK. Türk dizilerini dünyada biricik yapan şey, arzular değerler çatışması üzerine bina edilmesidir. Müslüman bir toplumda batılı arzularla bir hayat yaşanması ta ilk Batılaşma hareketlerinden itibaren Türkiye’de romanın tiyatronun sonrada da televizyonun konusu olmuş. Neden bu, çünkü müthiş bir çatışma bu, arzu edeceksin ama değerin buna müsaade etmeyecek. Aşk-ı Memnu, yengeni arzulayacaksın ama değerlerin buna karşı çıkacak. Türk dizisi buydu. Fakat RTÜK le beraber değerler arzular karşısında devlet korumasına girmiş oldu. Yani biz artık arzuların değerleri yendiği hikayeler anlatamaz olduk. Bütün tılsımımız biricikliğimiz bundan zarar gördü kanısındayım. İnandırıcılıktan uzak şeyler yapmaya böyle başladık.

Türkiye’de anlatı kültürünün güçlü ve zayıf yönlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?     

Sezgiye dayalı, imadan gücünü alan, ifşa tabanlı romana değil,  sır tabanlı şiire yakın yani manasını anlatan karnına gizlemiş müthiş dolaylı ve efsunlu bir anlatımız var. Doğuya özgü bir sürü tekniği batılı bir dünyada yaşanan hayatları anlatmak için kullanmakla kendine özgü. Her atmosferde nefes alan çok organik ağlatırken güldüren çok özel bir dil bu.

Şu sıralar sizi zihinsel olarak en çok meşgul eden tema ya da mesele nedir? Bu, yeni işlerinize nasıl yansıyor?

Ruhun bedenle kavgasına kafa yordum senelerce, bunu anlatmak için Amsterdam romanını yazdım adsız aşıkları yazdım. Şimdi hâlâ bu meseleyi tam anlatamadığımı düşünüyorum. Buna ilişkin başka formlarda başka hikayeler daha kuruyorum, çalışıyorum.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş