Yapay zekâ destekli enerji yönetim sistemi şirketin maliyetlerini düşürmüştü. Ancak aynı sistem karbon emisyonlarını artırıyordu. Finansal başarı ile sürdürülebilirlik hedefleri çatıştığında hangisi öncelikli olmalıydı?

Aslı Vardar, bilgisayarının ekranındaki iki rapora bir kez daha baktı. İkisi de aynı projeye aitti. İkisi de doğru veriler içeriyordu. Ancak birbirine tamamen zıt iki hikâye anlatıyorlardı.

İlk rapor, Veyra Endüstri'nin altı ay önce devreye aldığı yapay zekâ destekli enerji yönetim sisteminin elektrik maliyetlerini yüzde 18 azalttığını gösteriyordu. İkinci raporda ise aynı dönemde fabrikanın elektrik tüketiminden kaynaklanan karbon emisyonlarının yüzde 11 arttığı yazıyordu.

Aslı, operasyonlardan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak projenin başından beri en büyük destekçilerinden biriydi. Enerji maliyetlerinin giderek daha öngörülemez hale geldiği bir dönemde şirketin rekabet gücünü koruması gerektiğine inanıyordu. Üstelik yönetim kurulu, başarılı olması halinde sistemin diğer dört fabrikaya da yaygınlaştırılmasını onaylamıştı.

Şimdi ise iki gün sonra yapılacak toplantıda bu kararı yeniden tartışmaya açmak zorundaydı.

Beklenmedik Bir Başarı

Veyra Endüstri, otomotiv ve beyaz eşya üreticilerine metal bileşenler sağlayan, beş fabrikası ve yaklaşık 2 bin 400 çalışanı bulunan bir üretim şirketiydi. Son üç yılda artan enerji fiyatları, şirketin kâr marjları üzerinde ciddi baskı yaratmıştı.

Aslı'nın önerisiyle başlatılan enerji dönüşümü programı, yalnızca elektrik tüketimini azaltmayı değil, enerjinin ne zaman ve hangi kaynaklardan temin edildiğini de optimize etmeyi amaçlıyordu.

Şirketin geliştirdiği yapay zekâ destekli sistem, elektrik fiyatlarını, üretim takvimini, şebeke koşullarını ve fabrikanın enerji depolama kapasitesini analiz ederek tüketimi en düşük maliyetli saatlere yönlendiriyordu.

Pilot uygulama beklenenden hızlı sonuç vermişti. Altı ayda elektrik giderleri yüzde 18 azalmış, üretim kesintileri yaşanmamış ve sistemin diğer fabrikalara yaygınlaştırılması halinde yıllık yaklaşık 2,4 milyon avro tasarruf sağlanabileceği hesaplanmıştı.

Ancak bir sorun vardı.

Sistem, elektriğin en ucuz olduğu saatleri tercih ederken bu saatlerdeki enerji üretiminin karbon yoğunluğunu dikkate almıyordu. Bazı dönemlerde düşük fiyatlı elektrik, fosil yakıt ağırlıklı kaynaklardan sağlanıyordu. Böylece şirketin maliyetleri azalırken elektrik tüketimine bağlı emisyonları yükseliyordu.

Bu sonuç özellikle önemliydi. Çünkü Veyra, iki yıl önce 2030'a kadar operasyonel karbon emisyonlarını yüzde 40 azaltacağını kamuoyuna açıklamıştı.

Rakamların Söyledikleri

“Bence burada bir başarısızlıktan söz etmiyoruz.”

Finans Direktörü Murat Aksel, Aslı'nın odasındaki toplantıda söze böyle başladı.

“Altı ayda yüzde 18 tasarruf sağladık. Üstelik üretim performansından ödün vermeden. Şimdi bu sistemi durdurursak yatırımcılarımıza ne söyleyeceğiz?”

Aslı, Murat'ın önündeki tabloya baktı.

“Emisyon artışını nasıl açıklayacağız?”

“Enerji dönüşümünü tek bir projeye indirgememeliyiz,” diye yanıtladı Murat. “Bu sistem sayesinde elde ettiğimiz tasarrufu yenilenebilir enerji yatırımlarına aktarabiliriz. Kısa vadede maliyet avantajını korurken uzun vadede emisyonlarımızı azaltabiliriz.”

Üretim Direktörü Selin Arman da Murat'ı destekliyordu.

“Benim açımdan asıl mesele yalnızca tasarruf değil,” dedi. “Eskiden enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar yüzünden üretim planlarımızı sürekli gözden geçiriyorduk. Şimdi sistem bize çok daha öngörülebilir bir yapı sunuyor.”

Selin, masadaki raporu işaret etti.

“Diğer fabrikalarımızın da buna ihtiyacı var. Sistemi yeniden tasarlamak için altı ay daha beklersek hem maliyet avantajını kaybederiz hem de üretim ekiplerine verdiğimiz sözü tutamamış oluruz.”

Aslı, iki yöneticinin de haklı olduğu noktaları görüyordu. Şirketin son çeyrekte kâr marjı daralmış, en büyük müşterilerinden biri gelecek yıl için fiyat indirimi talep etmişti. Enerji maliyetlerini kontrol altına almak artık yalnızca verimlilik meselesi değildi.

Fakat aynı müşteri, Veyra'dan tedarik zincirindeki karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik yeni bir yol haritası da istemişti.

Görünmeyen Maliyet

Öğleden sonraki toplantıda Sürdürülebilirlik Direktörü Ece Yalın, Aslı'nın önüne farklı bir tablo koydu.

“Bu sistemi mevcut haliyle yaygınlaştırırsak 2030 hedeflerimizden uzaklaşabiliriz.”

Aslı, Ece'nin hazırladığı grafiği inceledi.

“Emisyon artışı geçici olabilir mi?”

“Olabilir. Ama elimizde bunu destekleyen bir veri yok. Dahası, sistem tam da tasarlandığı gibi çalışıyor. Biz ona maliyeti düşürmesini söyledik, o da bunu yaptı. Karbon emisyonlarını hesaba katmasını hiç istemedik.”

Ece'ye göre sorun yalnızca çevresel değildi. Şirketin sürdürülebilirlik performansı, büyük müşterilerinin tedarikçi değerlendirmelerinde giderek daha önemli hale geliyordu.

“Bugün yüzde 18 tasarruf sağladığımızı açıklayabiliriz,” dedi. “Peki gelecek yıl müşterilerimiz emisyonlarımızın neden arttığını sorduğunda ne diyeceğiz? Sürdürülebilirlik taahhütlerimizin, elektrik fiyatları yükseldiğinde ikinci plana atılabileceğini mi?”

Aslı cevap vermeden önce Teknoloji Direktörü Kerem Sönmez söze girdi.

“Bence meseleyi yanlış yerde tartışıyoruz. Yapay zekâ maliyetleri düşürürken emisyonları artırmak zorunda değil. Biz sistemi yalnızca tek bir hedefe göre tasarladık.”

Kerem'in ekibi, algoritmanın elektrik fiyatlarının yanı sıra saatlik karbon yoğunluğunu da dikkate alabileceği yeni bir model üzerinde çalışıyordu.

Ancak bunun bir bedeli vardı.

Yeni sistemin geliştirilmesi yaklaşık dört ay sürecek, ek yazılım ve entegrasyon yatırımı gerektirecekti. İlk simülasyonlar, karbon emisyonlarını azaltmanın mümkün olduğunu ancak maliyet tasarrufunun yüzde 18'den yüzde 9'a kadar gerileyebileceğini gösteriyordu.

“Yani tasarrufumuzun yarısından vazgeçmemizi mi öneriyorsun?” diye sordu Aslı.

“Hayır,” dedi Kerem. “Hangi koşullarda ne kadar tasarruftan vazgeçmeye hazır olduğumuzu belirlememiz gerektiğini söylüyorum. Bu teknik bir karar değil. Yönetimin vermesi gereken bir karar.”

İki Hedef, Tek Karar

Ertesi sabah Aslı, yönetim kurulu sunumunu hazırlamak için erkenden ofise geldi.

Önünde üç seçenek vardı.

İlk seçenek, mevcut sistemi diğer fabrikalara yaygınlaştırmak ve elde edilen tasarrufun bir bölümünü yenilenebilir enerji yatırımlarına ayırmaktı. Bu yaklaşım kısa vadeli finansal hedefleri destekleyecekti. Ancak şirketin emisyonları, yeni yatırımlar sonuç verene kadar artmaya devam edebilirdi.

İkinci seçenek, yaygınlaştırmayı dört ay erteleyerek algoritmayı hem maliyet hem de karbon emisyonlarını dikkate alacak şekilde yeniden tasarlamaktı. Bu durumda şirket daha dengeli bir enerji yönetimi modeline kavuşabilirdi. Ancak ek yatırım gerekecek ve beklenen tasarruf azalacaktı.

Üçüncü seçenek ise pilot uygulamayı mevcut haliyle sürdürmek, fakat diğer fabrikalara yaygınlaştırma kararını daha kapsamlı veriler elde edilene kadar askıya almaktı. Böylece şirket aceleci bir karar vermeyecekti. Ancak rakiplerinin maliyet avantajı kazandığı bir dönemde önemli bir fırsatı kaçırabilirdi.

Aslı, yönetim kurulunun yalnızca finansal sonuçlarla ilgilenmeyeceğini biliyordu. Şirketin sürdürülebilirlik hedefleri de yönetim kurulunun onayıyla belirlenmişti. Ancak aynı kurul, yıl sonunda operasyonel maliyetlerde belirgin bir iyileşme bekliyordu.

Telefonu çaldı. Arayan Murat'tı.

“Sunum hazır mı?” diye sordu.

“Neredeyse.”

“Aslı, yarın net bir öneriyle gitmemiz gerekiyor. Yönetim kurulu üç seçenek değil, bir karar görmek isteyecek.”

Aslı telefonu kapattıktan sonra bilgisayarındaki iki rapora yeniden baktı.

Birinde yüzde 18 tasarruf, diğerinde yüzde 11 emisyon artışı vardı.

İki rakam da şirketin geleceği açısından önemliydi. Ancak hangisinin daha önemli olduğuna karar vermek, artık algoritmanın değil, onun sorumluluğundaydı.

Aslı, yönetim kuruluna hangi seçeneği önermeliydi? Şirketin finansal hedefleriyle sürdürülebilirlik taahhütleri çatıştığında, yapay zekânın hangi hedefe öncelik vereceğine kim ve nasıl karar vermeliydi?