Umay Yılmaz

Çevre ve Sürdürülebilirlik Uzmanı

“İklim stratejisi artık finansmana erişimin önemli bir koşulu.”

8 Temmuz 2026, Çarşamba

Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek COP31, yalnızca iklim diplomasisi açısından değil; iş dünyası, kamu ve yerel yönetimler için de önemli bir dönüşüm eşiği olarak görülüyor. Çevre ve sürdürülebilirlik uzmanı Umay Yılmaz ile COP31'in Türkiye'ye sunacağı fırsatları, iklim gündeminin şirket stratejilerine nasıl yansıması gerektiğini ve kurumların bu sürece nasıl hazırlanabileceğini konuştuk.

Yaklaşık yirmi yıldır sürdürülebilirlik alanında çalışıyor, COP zirvelerini yakından takip ediyor ve farklı kurumlarla dönüşüm projeleri yürütüyorsunuz. Son yıllarda COP konferanslarını yakından takip eden biri olarak sizce COP süreçlerinin en kritik yansımaları neler oluyor? Müzakere salonlarında alınan kararlar ülkelerin, şirketlerin ve toplumların gündemine nasıl yansıyor?

COP yani Taraflar Konferansı, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ni imzalamış olan 194 tarafın yıllık gözden geçirme toplantısıyken, son 5-7 yılda (özellikle pandemiden sonra) ek kimlik ve görevler edindi. Artık ülkelerin kalkınma modellerinin, büyüme stratejilerinin, altyapı yatırımlarının, enerji politikalarının, şirketlerin yatırım stratejilerinin şekillendiği küresel bir yapı gibi hareket ediyor. Müzakerelerde alınan kararlar oldukça teknik ve diplomatik bir dille yazıldığı için, bu sonuçların herkese ulaştığını ve hızlıca uygulamaya alındığını düşünmüyorum. Fakat bu teknik ifadeler, zamanla Birleşmiş Milletler’e bağlı uluslar arası kuruluşlar, finans kuruluşları, sivil toplum örgütleri tarafından   COP sonrası yapılan takip toplantıları ve çalıştaylarla basitleştiriliyor ve uygulanır hale getiriliyor. Kararlar iş akışlarına, projelere, yatırım fikirlerine çevriliyor. Sonrasında da Devletler tarafından ülkelerin enerji politikaları, altyapı-teknoloji dönüşümü yatırımları ve şehir planlama projelerine etki ediyor.

Ülkelerin ulusal katkı beyanları (NDCs – Nationally Determined Contributions) COP kararlarının yansımalarından biri olarak gösterilebilir. COP’ta alınan kararlar, takip eden yıllar için ülkelerin elektrik üretiminde yenilenebilir payını artırma hedefine, bir karbon fiyatlama mekanizmasına veya tarımda iklim uyumuna yönelik bir destek programına dönüşebilir.

Şirketler açısından baktığımızda ise COP kararları, müşterilerin, yatırımcıların ve finans kuruluşlarının o şirkete bakışını etkiliyor. Bir şirketin iklim stratejisi finansmana erişim koşulunun önemli bir parçası haline geldi.

Toplumlar açısından ise COP süreçleri, sağlık, gıda güvenliği, ekonomi ve yaşam kalitesiyle eşleşen, bu alanlarda etkisi olan bir noktaya geldi. Şehir yaşamında bunun yeterince benimsendiğini söyleyemeyebiliriz ama tarımla uğraşan ve geçimini bundan sağlayan kesim için bu ilişki oldukça açık.

Tüm bunları düşünürken çevre, iklim ve sürdürülebilirlik alanındaki uluslar arası hukukun ve mülkiyet-sorumluluk kavramlarının yeterince olgunlaşmadığını da söylemek lazım. Diğer taraftan COP’un ana konularına dair kavramların da hala tartışıldığını ve yeterince somut olmadığını da görüyoruz. Örneğin iklim finansmanı tanımına defalarca geri dönülüyor. Finansmanın yapısı ne olmalı, kim tarafından karşılanmalı, nasıl bir mekanizma ile yürümeli sorularına cevap ararken sıklıkla tanıma ve temel kavramlara dönülüyor. Bunun COP süreçlerinin yavaş ilerlemesinin sebeplerinden biri olduğu düşünülebilir.

COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması sizce nasıl okunmalı? Bu süreç Türkiye için nasıl bir fırsat sunuyor?

COP31’in Türkiye’de düzenlenmesi, Türkiye’nin küresel iklim diplomasisine liderlik etmesi anlamına gelir. Bu aslında bir dönem başkanlığı. Bakan Murat Kurum COP31’in açılış günü bu görevi bir önceki COP Başkanından devralacak ve bir sonraki COP’a kadar yaklaşık bir yıl boyunca COP süreçlerine liderlik edecek. Türkiye’nin bu dönemi nasıl geçirdiği ülkenin küresel iklim diplomasisindeki konumunu şekillendirecek. Bugün baktığımızda geçmiş COP’larda Başkanlık yapmış liderlerin aradan yıllar geçmesine rağmen hala COP süreçlerinde önemli rollerde bulunduklarını görüyoruz. Dönem başkanlıkları resmi olarak bitse de politikalara katkı sağlamaya devam ediyorlar. Benzer şekilde COP Başkanlığı döneminde liderliği nispeten zayıf ülkelerin ise küresel düzeyde konumlanma fırsatını değerlendiremediklerini görüyoruz.

Bu süreç Türkiye’ye üç büyük fırsat sunuyor. İlki: Türkiye, enerji dönüşümü, iklim finansmanı, uyum ve kayıp-zarar gibi kritik başlıklarda ortaya güçlü bir politika koyarak iyi bir rol model olabilir. Bulunduğu bölge ve/veya gelişmekte olan ülkeler için bir liderlik örneği sergileyebilir.

İkincisi, ekonomik fırsat: COP31, Türkiye’nin yeşil dönüşüm yatırımlarını hızlandırması için bir katalizör görevi görebilir. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilir tarım, döngüsel ekonomi ve sanayinin yeşil dönüşümü gibi alanlarda hem uluslararası fonların hem de özel sektör yatırımlarının Türkiye’ye yönelmesi mümkün olabilir.

Üçüncüsü, kurumsal ve toplumsal dönüşüm fırsatı: COP31, Türkiye’deki kurumların, belediyelerin, şirketlerin ve sivil toplumun iklim gündeminin daha belirgin hale gelmesi için itici bir güç olabilir. Türkiye’nin iklim okuryazarlığını artırmak, gençlerin iklim diplomasisine katılımını güçlendirmek ve toplumda dönüşüm bilincini yaygınlaştırmak açısından bir dönüm noktası olabilir. Bilinç ve farkındalık yaratmak, en az bugün yapılması gereken acil işler kadar önemli çünkü yeni nesilleri bu farkındalıkla yetiştirmek ve konuyu onların gündemine getirmek önümüzdeki 10-15 yıl için çözümlerin sürekliliğini sağlar

COP31’den “başarılı geçti” diyebilmemiz için hangi somut çıktılara bakmalıyız? İklim finansmanı, uyum, kayıp-zarar, enerji dönüşümü ya da su güvenliği açısından öncelikli başlıklar neler olmalı?

COP31’in başarısını kısa vadede kararlara yansıyacak somut çıktılara ve yarattığı farkındalığa, uzun vadede ise harekete geçirdiği kitlenin aldığı sonuçlara bakarak değerlendirebiliriz.  Bunu dört başlık özelinde bekleyebiliriz:

İklim finansmanı: Gelişmekte olan ülkelerin dönüşümünü destekleyecek finansman mekanizmalarının daha da netleşmesi ve uygulamaların hayata geçmesi gerekiyor. Bu alandaki somut kararlar ve uygulamadaki ilerlemeler COP31’i başarılı kılar.

Uyum: İklim değişikliğinin olumsuz etkilerini en aza indirmek için yapılması gerekenlere dair gelişmeler COP31’i başarılı kılar. Örneğin aşırı hava olayları, orman yangınları, su kaynaklarıyla ilgili konular karşısında uyum kapasitesini artıracak somut adımlar gerekiyor. Örneğin, su konusunda, tarımsal verimlilik ve havza bazlı su yönetimi planlaması gibi gelişmeler önemli olur.

Enerji dönüşümü: Fosil yakıtlardan çıkışın hızlanması, yenilenebilir enerji yatırımlarının ölçeklenerek yaygınlaşması ve enerji verimliliğinin sektörlerde ana gündemlerden biri haline

COP’larda çok sayıda karar, taahhüt ve deklarasyon açıklanıyor; ancak asıl mesele bunların ülkelerin gündemine nasıl indiği. Sizce COP31 sonrasında Türkiye’de iklim gündeminin politika, iş dünyası ve yerel yönetimler düzeyinde daha somut hale gelmesi için ne gerekiyor?

COP31 sonrasında Türkiye’nin iklim gündemine inmesi üç katmanlı ve eş zamanlı bir dönüşüm gerektiriyor. Politika, iş dünyası dönüşümü ve yerel yönetimlerin eylemleri.

Politikadan başlarsak, Türkiye’nin iklim hedeflerinin kısa ve uzun vadeli kalkınma stratejileriyle uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Ulusal katkı beyanının güncellenmesi, sektör bazlı yol haritalarının netleşmesi ve iklim politikalarının tüm diğer kamu politikalarına entegre edilmesi gerekiyor. Örneğin enerji politikası ile iklim politikası ilişkilendirilmezse sağlıklı ve sürdürülebilir bir dönüşümden bahsetmek mümkün olmaz.

İş dünyası açısından, COP31 muhakkak bir ivme yaratacaktır, bunun somut stratejilere, uzun dönem planlara ve daha sonra yatırımlara dönüşmesi önemli. Şirketlerin iklim stratejilerini finansman, tedarik zinciri, teknoloji ve insan kaynağıyla bütünleştirmesi, iklim gündemini ve karbon yönetimini zorunlu bir raporlama konusu olmaktan çıkarması gerekiyor.

Yerel yönetimler için ise COP31, şehirlerin iklim krizine karşı daha dirençli hale gelmesi açısından bir dönüşüm eşiği olarak görülebilir. Başta ulaşım, ısınma, binalar ve barınma, atık yönetimi gibi alanlarda belediyelerin somut projeler geliştirmesi, uluslar arası bilgi paylaşımı ve iş birliği imkanlarını yerel düzeye taşıması gerekiyor.

Türkiye’nin COP31 sonrasında gerçek bir dönüşüm yaşayabilmesi için bu üç katmanlı mekanizmanın birbirini besleyen bir ekosistem haline gelmesi gerekiyor.

Siz COP’ları yalnızca müzakere süreçleri olarak değil, aynı zamanda farklı aktörlerin yan yana geldiği büyük bir öğrenme ve temas alanı olarak da takip ediyorsunuz. Deneyimlerinize göre Türkiye’deki kurumlar ve şirketler COP31’e nasıl hazırlanmalı?

Ben bu temas ve öğrenme imkanının yarattığı sinerjiye çok inanıyorum. Farklı yapıların ve ülkelerin konuyu nasıl ele aldığını görmek ve iyi uygulamaları paylaşmak bile yeni fikirlerin ortaya çıkmasını destekliyor. Kurumlar ve şirketler için gerekli hazırlığı üç maddede özetleyebilirim:

Stratejik hazırlık: COP31’e katılacak kurumların öncelikle iklim hedefleri, riskler ve fırsatlar açısından nerede olduklarını tespit etmelerini ve geleceğe yönelik planlarını netleştirmelerini öneririm. Sürdürülebilirlik ve iklim stratejilerinin küresel gelişmelerle hizalaması için öncelikle bulunduğunuz nokta ile varmak istediğiniz nokta konusunda bir farkındalık gerekiyor.

İç kapasitenin geliştirilmesi: İklim okuryazarlığı, finansmana dair temel konular, uyum başlıkları, enerji dönüşümü gibi COP’ların temel konu başlıklarında yönetimin ve ilgili departmanların bilgi düzeyini artırmalarını öneririm.

İşbirliği fırsatlarını yakalamak: COP31’de Türkiye’deki kurumlar uluslararası aktörlerle temas kuracaklar. Hazırlıklı olan şirketler için önemli fırsatlar doğabileceğini düşünüyorum. Dolayısıyla COP’u iki haftalık bir kongre, etkinlik gibi görmek yerine; yeni ortaklıklarla temas kurmak, fonlara erişim imkanı, proje geliştirme fırsatı, iyi uygulamalara erişim sağlama imkanı gibi görmek gerekiyor.

COP31’e iyi hazırlanan şirketler Türkiye’nin yeşil dönüşümünde öncü aktörler haline gelebilirler, ayrıca Dünya’ya açılabilirler. Bu ihtimalleri iyi hesaplamak gerekiyor.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş