Sürdürülebilirlik artık sadece bir çevre meselesi değil, şirketlerin finansal geleceğinin ta kendisi. Peki, bu dönüşüm iş kararlarının merkezine nasıl entegre ediliyor?
Boyner Grup CFO’su Özgür Tokgöz Altun ile yaptığımız bu röportajda, sürdürülebilirliğin nasıl somut bir finansal değere dönüştüğünü konuştuk. Döngüsel ekonomi projelerinden enerji stratejilerine, günümüzün en büyük risklerinden yeni nesil yatırım metriklerine kadar pek çok kritik konuyu bir CFO'nun merceğinden ele aldık.
Sürdürülebilirliğin Boyner Grup'ta CFO organizasyonu altında konumlanmasının arkasındaki stratejik yaklaşım nedir? Bu yapılanma, sürdürülebilirlik hedeflerinin finansal ve iş kararlarına entegre edilmesini nasıl etkiliyor?
Bu bir organizasyon şeması tercihinden çok, sürdürülebilirliği nasıl tanımladığımızın sonucu. On yıl önce sürdürülebilirlik şirketler için çevresel ve sosyal sorumluluk projesiydi. Bugün finansal tablolarımızın dayanıklılığını artırmak ve geleceği teminat altına almak anlamına geliyor. Bizim için kritik adım, sürdürülebilirliği raporlama masasından alıp operasyonun kalbine taşımaktı. Bunu yaparken önce raporlama ölçütlerimizi değiştirdik. enerji dönüşümü, kaynak verimliliği, bir ürünün ikinci hayatı; bunların hepsini finansal tablolarımızla eş değerde takip ettiğimiz operasyonel göstergelere çevirdik. Çünkü en iyi hazırlanmış rapor bile saha gerçekliğini yansıtmıyorsa, o belge bir hedef belgesi değil vitrin belgesi haline geliyor. Finans ile sürdürülebilirlik arasında denge kurmaya çalışmak da bizim takip ettiğimiz bir yol değil. Denge aramak, ikisinin çatıştığını varsaymak demek. Oysa biri diğerinin içinde. Biz nakitte günü, marjda yılı, sürdürülebilirlik proje ve yatırımlarında geleceği finanse eden bir anlayışla çalışıyoruz ve yaptığımız her yatırımın bugün operasyonel tasarrufumuzun doğrudan kaynağına dönüşmesini sağlıyoruz. Yatırımcı dünyası da artık aynı dili konuşuyor. Sürdürülebilirliğe olan ilgi, onay kutucuklarını işaretleyen raporlardan sermayenin nereye aktarılacağına dair kararlara kaydı. Sürdürülebilirlik bugün bir itibar sigortası olmaktan çıktı, pozitif nakit akışına dönüşen bir verimlilik aracı haline geldi.
Döngüsel ekonomi projeleri ilk bakışta maliyet gibi görünebilir. Siz bunları finansal açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu model uzun vadede nasıl bir değer yaratıyor?
Belirttiğiniz gibi, döngüsel ekonomi ilk bakışta şirketler açısından ek bir maliyet unsuru olarak görülebiliyor. Bunun temel nedenlerinden biri, hayata geçirilen projelerin yarattığı doğrudan ve dolaylı finansal katkının her zaman yeterince ölçülmemesi ve görünür hale getirilmemesi. Biz, sürdürülebilirlik çalışmalarımızı somut göstergeler ve ölçülebilir çıktılar üzerinden yönettiğimiz için döngüsel ekonomiyi bir maliyet alanından çok, çevresel faydanın yanı sıra operasyonel ve finansal değer yaratan bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyoruz.
Bunun önemli örneklerinden biri, bir döngüsel ekonomi girişimi olan Nivo ile 2021 yılından bu yana yürüttüğümüz iş birliği. Lekeli, kırışık, hatalı veya teşhir ürünü olması nedeniyle satışa sunulamayan ürünler, Nivo’nun yenileme merkezinde gerekli işlemlerden geçirilerek yeniden satışa kazandırılıyor. Böylece bu ürünler atığa dönüşmek yerine uygun fiyatlı, erişilebilir ve kaliteli yenilenmiş ürünler olarak yeniden ekonomiye dahil oluyor; ürünün yaşam döngüsü uzuyor ve yeni bir değer döngüsü yaratılıyor.
Bu işbirliği sayesinde bugüne kadar 2,5 milyondan fazla ürünü atık olmaktan kurtararak yeniden ekonomiye kazandırdık. Bu süreçte 18 milyon kilogramdan fazla karbon emisyonunun ve 19 milyon metreküpten fazla su kullanımının önüne geçtik. Bu su miktarı, yaklaşık 26 milyon kişinin bir yıllık içme suyu ihtiyacına karşılık geliyor.
Aynı yaklaşımı, operasyonlarımızın en kritik alanlarından biri olan lojistik süreçlerimize de taşıyoruz. Depolarımızda tek kullanımlık karton ambalajlar yerine çoklu kullanıma uygun, yeniden kullanılabilir taşıma kasalarına geçtik. Bu sayede yılda yaklaşık 300 bin yeni karton ambalaj kullanımını ve buna karşılık gelen yaklaşık beş bin 500 ağacın kesilmesini önlüyoruz.
Burada yaratılan değer iki yönlü. Bir taraftan yeniden kullanım sayesinde kaynak tüketimini ve atık oluşumunu azaltırken operasyonel verimliliği artırıyoruz; diğer taraftan bu dönüşüm için yaptığımız yatırım yaklaşık bir yıl içerisinde kendini amorti ederek finansal açıdan da avantaj yaratıyor. Dolayısıyla döngüsel ekonomi ile finansal değer yaratmanın birbirine alternatif değil, doğru model kurulduğunda birbirini destekleyen iki unsur olduğunu görüyoruz.
Döngüselliği yalnızca perakende operasyonlarımızda değil, üretim tarafında da ele alıyoruz. Bildiğiniz gibi aynı zamanda kumaş üreticisiyiz. Altınyıldız Tekstil koleksiyonlarımızda sürdürülebilir elyafların kullanımını artırıyor; doğaya ve hayvan refahına duyarlı ürün alternatifleri geliştiriyoruz. Geri dönüştürülmüş hammadde kullanımını artırarak birincil hammadde kullanımını azaltacak çözümler geliştiriyoruz. Son üç yılda, geri dönüştürülmüş hammadde içeren kumaşların toplam satışlarımız içindeki payı yüzde 7’den yüzde 18’e yükseldi.
Dolayısıyla döngüsel ekonomi prensiplerini bugün ürünün tasarımından ve hammaddeden başlayarak üretim, lojistik, perakende, yenileme ve yeniden kullanıma kadar değer zincirimizin farklı aşamalarında hayata geçiriyoruz.
Bu dönüşüm önümüzdeki dönemde çok daha kritik hale gelecek. Avrupa’da son dönemde getirilen yeni düzenlemelerle birlikte döngüsel ekonomi giderek daha güçlü bir dönüşüm gündemine dönüşüyor; şirketlerin bu alandaki yükümlülükleri artarken iş modellerinin de buna paralel olarak yeniden şekillenmesi gerekiyor.
Ellen MacArthur Foundation’ın çalışmalarında da ortaya konduğu üzere, kiralama, ikinci el, onarım ve yeniden satış gibi döngüsel iş modellerinin moda sektöründeki payının önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde artması bekleniyor. Bu nedenle bizim hedefimiz yalnızca bu dönüşüme uyum sağlayan tarafta olmak değil; geliştirdiğimiz uygulamalar ve iş modelleriyle dönüşüme yön veren şirketlerden biri olmak.
Şu anda elektrik tüketiminizin yarısından fazlasını yeşil elektrikten karşılıyorsunuz. Bundan sonraki aşamada en büyük önceliğiniz nedir?
2024 yılında mağazalarımız ve tesislerimizde toplam elektrik tüketimimizin yüzde 51'ini yeşil elektrikten temin ediyorduk. 2025 yılı sonu itibarıyle bu oranı yüzde 100'e çıkardık. Mağazalarımız ve tesislerimizde kullandığımız elektriği I-REC sertifikalı yeşil elektrikten temin ederek 10 bin tona yakın karbon emisyonunu engelledik, Kapsam-2 (elektrik kaynaklı emisyonlar) emisyonlarımızı sıfırladık; bu da 2bin 200 aracın yıllık emisyon salımına eş değer bir rakam. I-REC sertifikalı yeşil elektrikten belirli oranda kendi ürettiğimiz enerjiye geçmek üzere bir proje yatırımı da yaptık. Kırıkkale'deki 3 MW gücündeki Güneş Enerjisi Santrali yatırımımızla seçili Boyner mağaza ve ofislerinin enerji ihtiyacının yüzde 85'ini doğrudan güneşten alır konuma geldik. Ayrıca, Altınyıldız Classics şirketimizin genel merkez ve ana deposunun elektrik ihtiyacının tamamını birkaç yıldır çatımızdaki santralden karşılıyoruz.
Belirtmek isterim ki, Boyner’de enerji dönüşümünü bağımsız projeler yerine yenilenebilir enerji (enerji verimliliği-dijital izleme ekseninde bütüncül bir program olarak tasarladık ve uyguluyoruz. Bu programı veri odaklı yönetim, dijital altyapı ve sürdürülebilir finansman araçlarıyla da destekliyoruz.
Tüm mağazalarımız için kullandığımız IoT tabanlı dijital enerji izleme sistemi ile elektrik tüketimlerini gerçek zamanlı olarak takip ediyor, benzer mağazalar arasında performans kıyaslamaları yaparak optimum hedef tüketimi aşan tüketim noktalarında verimlilik çalışmaları yürütüyoruz. Satış dışı saatlerde de gereksiz enerji tüketimini önleyen aksiyonlar alıyoruz. LED dönüşümüyle de tüm bu süreci destekliyoruz. Bu bütüncül yaklaşım sayesinde mağazalar, merkez ofis ve depoları kapsayan operasyonlarda elektrik enerjisi yoğunluğu yüzde 9 oranında azaldı.
Bizim için bu proje ve yatırımlar, yalnızca sürdürülebilirlik hedeflerimizi destekleyen adımlar değil; aynı zamanda Grubumuzun gelecekteki enerji maliyetlerini daha öngörülebilir hale getiren ve uzun vadeli finansal dayanıklılığını güçlendiren stratejik kararlar.
Bundan sonraki dönemde, yenilenebilir enerji üretim kapasitemizin artırılmasına ve araç filomuzda elektrikli araç kullanımının yaygınlaştırılmasına yönelik fırsatları değerlendirmeyi sürdüreceğiz.
Sürdürülebilirlik kapsamında, kısa vadede maliyetli görünmesine rağmen uzun vadede değer yaratacağına inanarak aldığınız bir karar oldu mu? Bu kararı finansal açıdan nasıl değerlendirdiniz?
Güneş enerjisi santrali yatırımımız bunun en net örneği. Bu tür bir yatırımı sadece geri dönüş süresiyle değerlendirirseniz karar zorlaşır, çünkü maliyet bugün, kazanç yıllara yayılıyor. Biz gelecekteki enerji maliyetimizi bugünden sabitleyen bir karar olarak baktık. Ayrıca, lojistikte karton ambalajdan çoklu kullanıma uygun, yeniden kullanılabilir taşıma kasalarına geçiş de başta benzer mantıkla değerlendirildi; ilk yatırımı olan ama geri dönüş süresi 1 yıl olan ve her yıl tekrar eden bir maliyeti ortadan kaldıran bir karar. Bu ve benzeri yatırımlarımız yalnızca maliyetlerimizi azaltmıyor; aynı zamanda işimizi geleceğin krizlerine karşı daha dayanıklı kılıyor. Planladığımız projeleri de bu yaklaşımla değerlendiriyoruz.
CFO olarak bugün sizi en çok hangi risk düşündürüyor?
İklim krizi, derinleşen eşitsizlikler ve küresel riskler sürdürülebilirliği bir seçenek olmaktan çıkarıp ekonomik bir varoluş meselesine dönüştürdü. Beni asıl düşündüren, dalgalanma dönemlerinde uzun vadeli yatırımların ertelenmesi riski. Bu ertelemenin faturası kısa vadede görünmüyor; maliyetlere, proje fizibilitelerine ve tedarik zincirine etkisi birkaç yıl sonra çıkıyor. Yatırımcı tarafı bu konuda net. PwC'nin 2025 Global Investor Survey verilerine göre küresel yatırımcıların yüzde 84'ü, dalgalanmalara rağmen şirketlerin iklim uyum yatırımlarını sürdürmeleri hatta artırmaları gerektiğini söylüyor. İkinci risk müşteri tarafında. Artık müşterinin markayı yönettiği, beklentilerini dikkate almayan ve karşılamayan markaları hızla elediği bir dönemdeyiz. Yeni nesil müşteri sadece ne aldığını değil, kimden aldığını ve o markanın neye hizmet ettiğini sorguluyor. Bu değişimi geç okumak bugün her şirket için gerçek bir risk.
Bir yatırımın hem finansal hem de sürdürülebilirlik açısından başarılı olduğuna karar verirken hangi göstergelere bakıyorsunuz?
İki ayrı liste tutmuyoruz. Sürdürülebilirlik göstergelerini finansal tablolarımızla eş değerde takip ettiğimiz operasyonel göstergelere çevirdiğimiz için aynı tabloya bakıyoruz. Finansal tarafta yatırımın nakit akışına etkisine, operasyonel tasarrufa ve maliyet yapısındaki kalıcı değişime bakıyoruz. Operasyonel tarafta ise somut ve takip edilebilir göstergeler var: sağlanan kWh tasarrufu, önlenen/azaltılan sera gazı emisyonu, tasarruf edilen su, yenilenerek ekonomiye kazandırılan ürün adedi, çoklu taşımalı kasaya geçiş oranı, tedarik zincirinde tamamlanan denetim oranı gibi...
Dolayısıyla bizim için bir yatırımın başarısı, yalnızca finansal geri dönüş yaratmasıyla ya da yalnızca çevresel ve sosyal fayda sağlamasıyla ölçülmüyor. Asıl değer, bu iki etkinin birlikte ve ölçülebilir şekilde ortaya çıkmasıyla oluşuyor. Yatırım kararlarımızda da bu bütüncül etkiyi esas alıyoruz.
Son olarak, önümüzdeki döneme baktığınızda Boyner Grup'un sürdürülebilirlik gündeminde bizi hangi yeni adımlar bekliyor? Bu alanda özellikle üzerinde çalıştığınız ve gelecekte fark yaratacağını düşündüğünüz başlıklar neler?
Önümüzdeki dönemde odağımız, bugüne kadar oluşturduğumuz güçlü temelin üzerine ölçeklenebilir ve iş sonuçlarına doğrudan katkı sağlayan yeni adımlar eklemek olacak. Bu kapsamda Grup genelinde yüzde 100 yeşil elektrik kullanımı ve Kapsam 2 emisyonlarının sıfırlanmasına yönelik yaklaşımımızı sürdürürken, yenilenebilir enerji üretim kapasitemizi artırmaya ve karbonsuzlaşma yol haritalarımızda ilerlemeye odaklanacağız.
Bunun yanında, çifte önemlilik değerlendirmesi sürecini tamamlayarak çevre ve toplum üzerindeki etkilerimiz ile bu konuların işimiz üzerindeki finansal etkilerini birlikte ele alacak; sürdürülebilirlik önceliklerimizi bu bütüncül bakış açısıyla yeniden şekillendireceğiz. Sürdürülebilirlik Komitesi çalışmaları ile şirket bazlı KPI ve hedeflerin sistematik takibine devam ediyoruz; bu, kurduğumuz yapının önemli bir parçası. Amacımız, sürdürülebilirliğin yatırım ve iş kararlarımızdaki ağırlığını daha da güçlendirmek.
Operasyonel tarafta enerji verimliliği, filo ve lojistik dönüşümü, yeniden kullanılabilir taşıma ekipmanlarının yaygınlaştırılması ve çevreci mağaza uygulamalarının artırılması öncelikli başlıklarımız arasında. Aynı zamanda özel markalı ürünlerden başlayarak ürün ve ambalajlarda geri dönüştürülmüş malzeme kullanımını ve müşteriye dokunan satış destek malzemelerindeki çevreci uygulamaları artırmayı hedefliyoruz. Satışa sunulamayan ürünlerin yenilenerek yeniden ekonomiye kazandırılmasına yönelik çalışmalarımızı da büyütmeye devam edeceğiz.
Gelecekte fark yaratacağını düşündüğümüz en önemli alanlardan biri ise teknoloji ile sürdürülebilirliğin kesişimi. Buradaki hedefimiz yalnızca çevresel etkimizi azaltmak değil; aynı zamanda kaynakları daha verimli kullanan, değişen koşullara daha dayanıklı ve geleceğin beklentilerine daha hazır bir iş modeli oluşturmak.