Murat Sezgi

Bozcaada Caz Festivali Kurucu Ortağı

Çağıl Özdemir

Bozcaada Caz Festivali Kurucu Ortağı

"Bir festival, bölgesinin sorunlarını, sürdürülebilirlik konularındaki meselelerini merkezine alabilir."

2 Eylül 2026, Çarşamba

Bozcaada Caz Festivali Kurucu Ortakları Murat Sezgi ve Çağıl Özdemir ile Bozcaada Caz Festivali’nin sürdürülebilirlik yaklaşımını; kültür-sanatın yerel topluluklarla kurduğu ilişkiyi, ekolojik dönüşüm ve kapsayıcılık çalışmalarını, etki ölçümünü ve bir festivalin bulunduğu destinasyonla birlikte nasıl büyüyebileceğini konuştuk.

Bugün sürdürülebilirlik yalnızca çevresel etkileri azaltmakla değil; bir kurumun içinde bulunduğu topluma, kültüre ve coğrafyaya nasıl değer kattığıyla da tanımlanıyor. Sizce kültür-sanat organizasyonlarının bu yeni sürdürülebilirlik anlayışı içindeki rolü ve sorumluluğu ne olmalı?

Çağıl Özdemir: On yılda ne öğrendiğimizi paylaşayım. Bu sorunun cevabı niyette değil, işleyişte. Onu da ancak deneyerek buluyorsunuz.

Bozcaada Caz Festivali küçük bir adada yapılıyor. Küçük yer olunca sürdürülebilirlik soyut bir başlık olmaktan çıkıyor; ada kışın sessiz, yazın kalabalık, suyu sınırlı. Yani bir şeyi yanlış yaparsanız ertesi gün hemen görüyorsunuz.

Sorudaki "değer katmak" ifadesine küçük bir itirazım var. Bu ifade, elinde değerle gelen ve onu bir yere bırakan bir kurum gibi duyuluyor. Bizim ada ile ilişkimiz öyle kurulmadı. Bir kürasyon kararı verirken sorduğumuz soru şu: Bu iş adayla birlikte mi üretiliyor ve biz gittikten sonra devam eden bir ilişki bırakıyor mu? İkincisi olmadan birincisi de bir işe yaramıyor.

Kültür-sanat kurumlarının rolü konusunda dürüst olmak gerekirse; biz karbon ölçeğinde ciddi bir aktör değiliz. Bir festivalin emisyonu, bir fabrikanın yanında istatistiksel gürültü. Bizim kaldıracımız başka yerde; kültür, sosyal, ekonomik ve ekolojik alanlar arasında geçişkenlik sağlayan bir taşıyıcı.

Bir tarım konferansına üretici de gelir, akademisyen de gelir. Ama İstanbul'dan gelen bir tasarımcı, bir belediye başkanı ve yereldeki bir lokanta işletmecisi aynı salonda genelde buluşmaz. Festivalde ise bir araya geliyorlar. Kültür burada bir alan değil, alanlar arası bağ dokusu. Tarımı tarım olarak konuşursanız masaya tarımcılar gelir; ekolojiyi ekoloji olarak konuşursanız çevreciler gelir. Ama bir festival bağlamında konuşulduğunda bunlar birbirine değiyor ve insanlar kendi alanlarının dışından bir şey duyuyor. Sürdürülebilirliğin bugün tıkandığı yer teknik bilgi eksikliği değil bence; herkesin kendi masasında oturması.

Kültürün işlevinin burada çözüm üretmek olduğunu düşünmüyorum, asıl görevi başka türlü bir araya gelmeyecek insanları aynı yerde toplamak olabilir ancak. Sonra o odada ne konuşulduğu sizin sorumluluğunuz. Bizde bu iş Keşif adını verdiğimiz programla yürüyor; buradaki niyet festivale entelektüel bir katman eklemekten ziyade, üretilen bilginin biz gittikten sonra da adada kalması.

Sorumluluk kısmında ise en çok ölçmenin üzerinde duruyoruz. Kendi festivalimizi dokuz yıl geriye dönük inceledik ve çıkan sonuçların hepsi hoşumuza gitmedi. Veri sürekliliği en zayıf yanımız. Büyüyen ölçek ada üzerinde baskı yaratıyor. Yerel toplulukla ilişkinin dengesi hâlâ hassas bir yer. Bunları rapora yazdık, çünkü yazmazsak ölçmenin bir anlamı kalmıyordu.

Bir de süreklilik meselesi var. Yılda üç günlük bir programla bir yere fayda sağladığınızı söylemek zor. O yüzden işi festival dışı aylara yaymaya çalışıyoruz; bu yıl adanın kız çocuklarıyla ilk caz kampımızı yaptık. Henüz küçük bir iş ama doğru yerden başladığını düşünüyoruz.

Bir kültür etkinliği büyüdükçe daha fazla insana ulaşırken, bulunduğu destinasyon üzerinde yeni bir baskı da yaratabiliyor. Sizce başarı ile sürdürülebilirlik arasındaki bu denge nasıl kurulmalı? Bir festival, bulunduğu yeri tüketmeden onunla birlikte nasıl büyüyebilir?

Murat Sezgi: Ben öncelikle ‘‘kendini bilmek, anlamak’’ ve ‘‘samimiyet’’ konusuna değinmek istiyorum. Bunlar söylemesi, düşünmesi kolay ama eyleme dökmesi çaba gerektiren konular. Bu yazıyı okuyan kişiler ve yazan ben dahil hepimizin iki yüzlü davrandığı çokça durum var. Konu hele ki son dönemlerde iyice ‘aşırı’ kullanılan, anlamından uzak şekilde tartışılabilen, kurumların ve kişilerin ajandalarına bağlı şekilde sağa sola çekiştirilen bir kavram olan sürdürülebilirlik ise.

Bozcaada Caz Festivali, çıkış noktasında sürdürülebilirlik konusunu öncelikle bir tartışma alanı olarak merkezine aldı. Bu konuda buluşmalar, toplaşmalar, ekiplerimize eğitimler, iyileştirmeler yapmaya çalıştık. Ancak bunu kendi adıma söyleyebilirim ki, bazen son derece altı sağlam olmayan şekilde hareket ettiğimiz zamanlar oldu. Özellikle festivalin 3-7 yaş aralıklarının böyle olduğunu görüyorum. Tabii ki bu konuda, gücü yettiğince attığı adımlar oldu ancak samimi olmadığımızı düşündüğüm zamanlar var. Yani bu tip kritik bir konuda insanları bilinçlendirmeye çalışmak, ‘‘Biz bir tartışma platformuyuz’’ demek yeterli bir adım değil. Biz, kişiler ve kurumlar kendilerini anladıkça, niyetlerini fark ettikçe, gerçekten bazı eylemlerini değiştirme yoluna girebiliyorlar. Bir festival alanında çöp ayrıştırma kutuları koyup (örneğin), o çöplerin aynı noktalara atıldığını fark etmediğinizde, hatta umursamadığınızda o zaman bu konuda bir adım atmış olmuyorsunuz. Bunu sadece Bozcaada Caz Festivali için değil, bu alandaki tüm etkinlikler, kültür kurumları ya da daha geniş perspektifte çoğu işletmeler, şirketler için de söylüyorum. Bu bahsettiğim, en klişe örneğiyle; atık konusu. Sürdürülebilirlik konusunun katmanlarını festivaller, buluşmalar özelinde tek tek inceleyip üstüne benzer çıkarımlar yapabiliriz.

Geldiğimiz noktada, Bozcaada Caz Festivali adanın ekolojisi üzerinde yarattığı baskının en azından farkında, ölçmeye çalışan, hizmet ve ürün zincirindeki detaylara aklı fikri yettiğince dikkat eden, çalıştığı ekipleri bu konularda doğru materyelleri kullanma, ulaşım yüklerini hafifletme, yerelden çözümlerle ilerleyebilme, çokça noktada ayık olmaya çalışan bir yapıda. Almamız gereken çok ama çok yol var. Ülkemizde, yaptığımız işleri ekonomik koşullarda döndürmenin imkansıza yakın olması sebebiyle bu aslında merkezi konular, önceliklerin dışına çıkıyor. Daha fazla fon, destek, bu konularda ara çözüm kurumları, danışmanlık şirketinden hizmet çözümlerine kadar ekiplerin türemesi de çok faydalı olur.

Bizim bulabildiğimiz yöntemiyle bir festival ayrıca, bölgesinin sorunlarını, sürdürülebilirlik konularındaki meselelerini merkezine alabilir. Bu konularda kaynak, çözüm arayabilir, sesini yükseltebilir. Seçeceği konuları ve adetlerini, kendi yapabileceklerini de iyi tartması gerekiyor. Aksi takdirde can çekişirken; kendinizi, kendiniz haricindeki tüm sorunları çözmeye çalışırken de bulabiliyorsunuz. Buralarda hassas dengeler var. Ancak tekrar, kendini bilmek, duyarlı ve açık olmak, önceliklendirmek ve tüm ekibinin, festival şirket kültürünün olabildiğince şefkatli ve ihtimamlı olması şeklinde özetleyebilirim.

Bozcaada Caz Festivali zaman içinde müziğin ötesine geçen, ada yaşamı ve farklı toplumsal meseleleri de içine alan bir yapıya dönüştü. Sürdürülebilirlik bu yolculuğun neresinde yer almaya başladı ve bugün festivalin kararlarını nasıl şekillendiriyor?

Murat Sezgi: Festival, ilk senesinden itibaren yalnızca etrafına çitlerin çevrildiği, sahne kurulup bilet satılan, yalnızca müzik programına odaklanan bir yapının ötesine geçmeye çalıştı. Yalnızca müziğe odaklansalar bile festivaller duruşları itibariyle, programıyla, diliyle, kapsadığı alanla yine müziğin ötesine geçebiliyorlar. Bu yalın halleriyle bile çok değerliler ve harika işler başarabiliyorlar. Bizim için Bozcaada Caz Festivali hem adanın elverişli yapısı, hem de kitlesinin aradığı deneyim anlamında müziğin dışına da dokunmamıza fırsat verdi. Festivalin ilk senelerinde katılımcılarımıza sosyal medya üzerinden sorduğumuz bir soru üzerine de ‘Keşif’ adını verdiğimiz program ortaya çıktı. Festivali çevreleyen, artık festival içinde hatta yanında festival olan Keşif’in adı ilk senelerde ‘‘yan etkinlikler’’ idi.

Buna paralel olarak hem Keşif’in dokunmasını istediğimiz konuları, hem de festivalin genel stratejisini belirlerken savunuculuk alanlarımızın olması gerektiğini düşündük. Üstüne bol bol kafa yorduğumuz, danışmanlıklar alıp öğrenmeye ve uygulamaya çalıştığımız konular vardı. Bizimki gibi bir ekibin ve festivalin hem farkındalık yaratabilmesi, tartışmalara alan açabilmesi, sesini artırması için de - toplumsal cinsiyet eşitliği, ekolojik dönüşüm ve erişilebilirlik - alanlarını belirledik. Çoklu kriz ortamında, hepimizin işlerini yürütürken iyileşmesi için çaba sarf ettiği konular oluyor. Biz de dikkatimizi dağıtmaması için çaba da sarf ederken bu üç ana başlıkta düzeltmeler, kendimize çeki düzen vermeler, alanın ilham verecek isimlerini seyirci ile buluşturmalar, yerel yönetime tavsiyeler ve yardımlar, aklımıza gelecek çeşitli eylemlerle bu konuda bir şeyler yapmak için çabalıyoruz. Henüz iki gün önce BİFED (Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali) kurucuları, hocalarımız Petra Holzer ve Ethem Özgüven ile beraberdik. Festivalin, adanın sürdürülebilirlik konusundaki çabalarını, içi ve altı boş olmayan gerçek ayakları yere basan yöntemlerle nasıl iyileştirebiliriz diye kafa yorduk. Konunun uzmanlarının bize yardım etmesi, birlikte kafa yormamız, hatalarımızı göstermesi, iyileştirmeleri yapmak ve hatta bunları anlatmak çok değerli. Varlığı itibariyle ekolojiyi zorlayan yapılarız, ancak bir araya gelmek de çok güzel. Festivaller güzel olaylar. O zaman sürdürülebilirlik konusu içi boşalmadan hayatımızın merkezine ne şekilde yaklaşabilir? Seçimlerimize, ekibin davranışlarına, hikaye anlatımımıza, finansal yapımıza, modelimize nasıl girebilir? Biz de her sene buraları iyileştirmek için gayret ediyoruz. Bir önceki yanıtımda bahsettiğim gibi, öncelikler anlamında git gide daha da zorlandığımız bir dönemdeyiz, orası kesin.

Ekolojik dönüşümün yanı sıra eşitlik, erişilebilirlik ve kapsayıcılık da festivalin üzerinde durduğu başlıklar arasında. Bu ilkeleri yalnızca programın konusu olmaktan çıkarıp festival deneyiminin ve organizasyonun işleyişinin bir parçası haline getirmek için neler yapıyorsunuz?

Çağıl Özdemir: Kapsayıcılık deyince akla önce erişim, bilet, temsil geliyor; bunlar önemli ve biz de ölçüyoruz. Ama bir adada bu işin asıl karşılığı başka sanırım; sizi eleştiren insanlarla ne tür bir ilişkiniz var?

İlk yıllarda adada bizi eleştiren epey insan vardı. Ama o eleştirilerin çoğu bizi tanımadan yapılan eleştirilerdi; bir festival geliyor, gürültü oluyor, kalabalık oluyor, ada üç gün başkasının oluyor. Yerinde bir tepki aslında, çünkü biri sizin kapınızın önünde bir şey kuruyor.

Bugün o insanların bir kısmı bizim yakınımız. Ama şunu söyleyeyim; eleştirmeyi bırakmadılar. Sadece artık bizi tanıyarak eleştiriyorlar. "Bu sene şu iş olmamış" veya "Orayı yanlış kurdunuz" diyorlar. Ve bunu bir yabancıya değil, tanıdığı birine söylüyorlar.

On yılda kat ettiğimiz asıl mesafe bu bence. Kapsayıcılık, herkesin sizden memnun olması değil; itirazın adres bulabilmesi diye düşünüyorum. Bir şey ters gittiğinde insanın kime söyleyeceğini bilmesi, söylediğinde de dinleneceğini bilmesi. Bu ne programla ne bütçeyle kurulan bir şey. Sadece zamanla ve orada olmakla kuruluyor.

O yüzden fikirlerini sorduğumuz insanlar sadece paydaş listesindeki isimler değil. Yıllardır bu işin neyini yanlış yaptığımızı söyleyen adadan kişiler var; onlara özellikle soruyoruz. Buradan Ümit Hamlacıbaşı ve Alpay Oğuş’a selam olsun. Her ikisini de özellikle bizi tanımaları ve fikirlerini bizimle paylaşmaları için Bozcaada Caz Festivali’nin 50. yılını hayal etmeye çalıştığımız bir oturuma davet etmiştik. Sanıyorum festivalin ikinci yılıydı.

Bunu bir usule de bağladık tabii; ada sakinlerine doğrudan "Festival size kapsayıcı geliyor mu, yoksa bazı kesimlere uzak mı kalıyor?" diye sorduk. Ama açık söyleyeyim, o görüşmelerden çıkan tabloların hiçbiri, adada birinin size dönüp "Bu sene şunu böyle yapmasaydanız daha iyi olurdu." demesi kadar öğretici olmadı.

İşleyiş tarafında da benzer bir mantık var: Parayı nereden aldığınız, kimi işe aldığınız, kime ödeme yaptığınız. Yerel tedarikçilere giden işin oranını, yaratılan geçici ve kalıcı iş sayısını ölçüyoruz. Sahnede kimin durduğu kadar, arkada kimin çalıştığı ve kimin kazandığı da kapsayıcılığın konusu.

Sürdürülebilirlik hedefleri söz konusu olduğunda niyet kadar etkiyi görebilmek de önemli. Festivalin Bozcaada, yerel topluluk ve katılımcılar üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Başarılı olup olmadığınızı hangi göstergeler üzerinden anlamaya çalışıyorsunuz?

Çağıl Özdemir: Bu ihtiyaç bizde pratikten doğdu. Mevcut ölçüm çerçevelerini denedik; hiçbiri kültürün yaptığı işi görmüyor. Çoğu ya ekonomik etkiyi sayıyor ya katılımcıyı; kültürün asıl işlevi olan şeyi sosyal, ekonomik ve ekolojik alanlar arasında taşıyıcılık etmesini ölçecek bir çerçeve yok. O yüzden bir noktada uyarlamayı bırakıp kendi çerçevemizi kurmaya başladık.

Yedi etki alanı üzerinden çalışıyoruz ve bunu Oxford'un etki yönetimi yaklaşımının beş boyutuyla ne, kim, ne ölçüde, katkı, risk ile birleştirdik. Etkiyi tek katmanda değil; birey, topluluk, sektör ve sistem seviyelerinde iç içe okuyoruz. Dokuz yılı bu gözle inceledik: 278 kişilik bir paydaş ağı, 10 paydaş grubuyla 40 derinlemesine görüşme, 12 formatta 35 Keşif etkinliği ve festival mekânlarında yürütülen saha gözlemi.

Buradan çıkan bulgulardan en çok üzerinde durduğum şu: Geçici temaslar zamanla kalıcı ilişkilere dönüşmüş. Küçük ölçekli bir ada bağlamında kültürel karşılaşmalar gerçekten sosyal bağ ve aidiyet üretiyor. Bir de kültürün tek başına durmadığını gördük; gastronomi, bağcılık ve turizmle doğrudan temas kurmuş, yaratıcı ekonomi içinde yeni değer alanları açmış.

Ama raporun benim için en değerli kısmı bunlar değil, gerilim bölümü. Üç yapısal gerilimi açıkça kayda geçirdik. Birincisi, etki ölçümünde veri sürekliliği ve derinliği modelin en kırılgan noktası; yani bu işi yapıyoruz ama henüz iyi yapmıyoruz. İkincisi, artan ölçek ada üzerinde mekânsal ve operasyonel baskı yaratıyor; büyümek bizim için otomatik bir başarı göstergesi değil, bir risk kalemi. Üçüncüsü, yerel toplulukla kurulan ilişkinin dengesi hassas bir alan olmayı sürdürüyor.

Başarı göstergesine gelince, en dürüst cevabım şu: Bilet satışı tek başına bir gösterge değil. Bilet satışı iyi giderken de ada ile ilişkiniz bozulabilir; ikisi birbirinden bağımsız çalışıyor. Bizim baktığımız yer, festival bittikten sonra geriye devam eden bir ilişki kalıp kalmadığı. Bir işbirliği ertesi yıl kendi kendine sürüyor mu, adadan biri bir sonraki işi bizden bağımsız kuruyor mu, üretilen bilgi adada kalıyor mu? Bunlar yavaş göstergeler, bir sezonda görünmüyorlar.

Bir de atıf meselesi var, en zor kısmı bu. Bozcaada on yılda değişti ama bu değişimin hepsi bizim yüzümüzden değil. Turizm değişti, iklim değişti, adaya taşınan insanlar değişti. Bir festivalin kendini bu değişimin tek nedeni olarak sunması dürüst olmaz. Çerçevedeki "katkı" boyutu tam olarak bunu soruyor: Biz olmasaydık bunun ne kadarı yine olurdu? Bu soruyu sormaya başladığınızda kendi hikâyeniz küçülüyor, ama en azından doğru oluyor.

Bu çerçeve sonradan festivalin dışına çıktı. 3dots bünyesinde Culture Finance Standard adıyla geliştirdik; artık sadece bizim değil, kültürel değer üreten her yapının kullanabileceği bağımsız bir ölçüm ve doğrulama standardı. Başka festivallerde ve kurumlarda uygulanmaya başladı.

Buradaki zorluk şu: Kültürel destek bugün küçük, keyfî ve "culture-washing" eleştirisine açık kalıyor, çünkü fon veren tarafın elinde bunu doğrulayacak bir araç yok. Standart bunu, kurumların zaten kullandığı raporlama çerçevelerinin içine yerleştirmeye çalışıyor. Yani iddiamız kültürü ölçülebilir bir varlığa çevirmek değil; ürettiği değeri, o değeri fonlayan tarafın okuyabileceği bir dile çevirmek.

Festival bu yıl 10. yılını “Geçicilik” temasıyla kutluyor; değişim, dönüşüm ve içinde bulunduğumuz anın değeri üzerine düşünüyor. On yıllık yolculuğa bugünden baktığınızda, Bozcaada Caz Festivali’nin kalıcı olmasını istediğiniz etkisi nedir? Önümüzdeki on yılda sürdürülebilirlik açısından nasıl bir miras bırakmak istiyorsunuz?

Murat Sezgi: Kalıcı olan şeyler heralde bazı prensipler olabilir, ya da olsa ne kadar güzel olur.  Festivalin bu etapta kalıcı bir bina, yapı, arkamda sonsuz ya da çok uzun bir iz bırakmak gibi bir dürtüsü yok. Nasıl bir etki yaratmak istediğini düşündüğümde de daha çok zihinlerde açtığı kapılarla ilgili şeyler görüyorum hep. Örneğin, Bozcaada Caz Festivali Monroe gibi ekipler, her sene tasarımlarını yaratan sanatçıları sayesinde eğer Bozcaada’nın genel kimliğine yaratıcılık, yenilik, üzerine iyi düşünülmüş bir tasarım yaklaşımı kattıysa ne mutlu bize. Bu mesela çok söylenir, demek ki burada biz var. Demek ki Bozaada gibi narin ve güzel, değerli bir ortama tasarım yaklaşımı katıp bir nebze katkı sağlayabiliyorsak şahane. Örneğin bunun, daha sonra üstüne eklene eklene ilerleyecek bir kapı açılışı olduğuna inanıyorum. Hikaye anlatıcılığı, kürasyon, adanın mekanlarının kullanımı, bazı hikayelerinin sesinin açılması, doğru bir kitle - mekan uyumu, adanın güzel konularla Türkiye’de ve dünyada anılması, adaya değerli insanların getirilmesi, sorunlarıyla ilgilenmeleri. Bir örnek vereceğim, bu sene adada yaşayan çok değerli bir insanın evinde ve arazisinde, geçen sene ilk buluşmasını yaptığımız ve raporunu hazırladığımız, üstüne çalışmalarına devam edeceğimiz Bozcaada Bağcılık Fonu projesi için müthiş bazı insanları bir araya getireceğiz. Bu buluşma, festivalin en hareketli anlarından birinde olacak. Bu güzel zihinler normalde bir araya getirmeniz pek kolay karakterler değil. Dünyanın bir sürü yerinden geliyorlar. Ve oturup Bozcaada Bağcılığı’nın sağlıklı bir finansmana kavuşabilmesi için kafa yoracaklar. Belki de ortaya çok değerli şeyler çıkacak. Buradan neler çıkacağını, ne izler yaratılabileceğini bilmiyorum. Ama bu da bahsettiğim gibi gibi bir kapı ve yaklaşım.

Fayda fetişine girmeden, gerçekten problemleri bizi harekete geçiren konularda, bazı zihinleri doğru metodlarla birlikte ‘kullanarak’ çözmeyi seviyoruz. Ya da çözüm geliştirmeyi. Bu da bir yaklaşım. Bozcaada’da zaten bu var. Harika ekipler harika şeyler yapmaya çalışıyor. Biz de bazen, bazı konularda çıtayı yukarıya itiyoruz sonra başkaları yukarıya itiyor. Bozcaada Caz Festivali de hem iyi olmamızı sağlayacak, harika müzisyenlere hayran hayran bakmamızı, zihinlerimizde türlü türlü yerlere gitmemizi sağlayacak - hem de adanın, bölgenin konularıyla çözüm yaklaşımıyla kafa yoracak bir yapıda olsun, iz bırakma çabası olmadan bir şeylere yola açar, orası kesin.

Paylaş:

Bu içeriği beğendiyseniz daha fazlası için ücretsiz üye olun!

SEÇENEKLERİ GÖRÜNTÜLE

Sınırsız Erişime Sahip Olmanın Tam Zamanı

HBR Türkiye içeriğine bir yıl boyunca tüm platformlardan erişin!
ABONELİĞİMİ BAŞLAT

Tüm Arşive Gözatın

Paylaş